Dünyanın En Kötü İnsanı / Verdens verste menneske

Joachim Trier’in “Reprise” (2006), “Oslo, 31 Ağustos” (2011) ve “Thelma”dan (2017) gibi depresif ve psikolojik ağırlıklı filmlerden sonra, “Dünyanın En Kötü İnsanı / The Worst Person İn The World / Verste Menneske” bir Woody Allen komedisi tadında hareketli, hafif, uçuk, şiirli, hüzünlü ve modern bir film gibi başlıyor. Son yarım saatine kadar sabun köpüğü gibi hafif bir komedi ve duygusal film, aniden kuluvar değiştirerek ağır bir dram olarak noktalanıyor.

Kopenhag doğumlu, yönetmen, senaryo yazarı, yapımcı Joachim Trier’in (47) filmleri “aşk, hırs, hafıza ve kimlik gibi varoluşsal sorunlarla ilgili melankoli meditasyonları” olarak tanımlandı. “Louder Than Bombs” (2015), “Thelma” ve “Oslo, 31 Ağustos” üçlemesinin ardından yaptığı “Dünyanın En Kötü İnsanı” son Cannes Festivalinde Renate Reinsve’ye En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü getirdi. Trier’in her zaman çekme hayalini kurduğunu söylediği film, baş kahramanı Julie’nin tüm kafa karışıklığını eğlenceli bir yolculuğa dönüştürüyor.

Film 30’lu yaşlarına gelen bu kadının varoluşsal kaygılarını ve hayattaki amaç arayışını anlatıyor. Bir yayınevinde çalışan Julie’nin (Renate Reinsve) aşk hayatı pek yolunda değildir. Flörtöz bir kadın olarak hem terkediliyor hem kendisi terkediyor. Filmin başında Julie’yi yeni sevgilisi 45 yaşındaki çizgi roman yazarı Aksel’in (Anders Danielsen Lie) evine yerleşirken görüyoruz. Davetli olmadığı bir düğüne karışıp insanlarla sosyalleşmeye çalışan Julie orada tanıştığı Eivind ile yatağa girmekten geri kalmıyor.

Yeni sevgilisinin evli olduğunu öğrenmesine rağmen ilişkisini sürdürüp Aksel’i terkediyor. Ailesinin beklentileri ve Aksel’in çocuk arzusunun yükünü taşıyamayan Julie, sürekli değişen hayallerinin peşinde koşmayı sürdürür. Genç ve yakışıklı Eivind ile tanışmasından sonra hayatı bambaşka bir hal almıştır. Zira hayattan farklı beklentileri olduğunu hissedip “kendini hayatının seyircisi gibi hissediyorum” diyerek Aksel’i terketmiştir.

Evli bir erkek iken tanıştığı ve kendini büyüleyen Julie için karısını terkeden Eivind, kendisini (filme adını veren) “dünyanın en kötü insanı” olarak gördüğünü itiraf eder. Julie’nin özgür yaşamaya inancı onu hayatını paylaşmaya karar verdiği erkeklerle kolay ilişki kurmaya yöneltir. Ama Julie eski ilişkilerin tamamen geçmişte kalmadığını, geleceğe de gölgelerini düşürebileceğini hesaba katmamıştır.

Nitekim kansere yakalandığını öğrendiği Aksel’in yanına koşmaktan kendini alamaz. Strinberg’in ünlü oyununa referansla çağdaş Matmazel Julie çeşitlemesi olarak görülebilecek film, coşku ile ciddiyeti bağdaştıran anlatımıyla övgüyü hak ediyor. Trier duyguları seyirciye geçirmede çok usta bir yönetmen. Yaklaşan ölümünü metanetle karşılayan olgun erkek Aksel korkuğunu da itiraf ediyor. “Herşey yolundaymış gibi yapmaktan bıktım” diyor.

Aksel’in hastane odasında kulaklıktan dinlediği müziğe uyarak yaptığı solo bateri gösterisi çok başarılı. Hastane odasında iki eski sevgilinin açık yüreklilikle karşılıklı itiraflarını dile getirdikleri duygusal sekans çok etkileyici. Julie kendi dikkatsizliğinden hamile kaldığını anlatırken çok sahici. 30’una gelmesine rağmen hangi mesleği seçeceğine karar veremeyen, ne çeşit bir erkekle mutlu olacağını ve ne zaman çocuk sahibi olmayı isteyeceğinden emin olamayan, enerjik Julie rolünde Renate Reinsve görkemli performansıyla harikalar yaratıyor. Tebessümüyle perdeyi aydınlatan aktris filmi sevimli kılıyor. Julie’nin ironik bir tespiti var: Erkekler regl olsaydı sabah akşam onları dinlerdik.

Yönetmen : Joachim Trier

Senaryo : Joachim Trier, Eskil Vogt

Görüntü Yönetmeni : Kasper Tuxen Andersen

Kurgu : Olivier Bugge Coutté

Müzik : Ola Fløttum

Oyuncular : Renate Reinsve, Anders Danielsen Lie, Herbert Nordrum, Hans Olav Brenner, Vidar Sandem, Maria Grazia Di Meo, Marianne Krogh, Deniz Kaya

Norveç / Dram-Komedi / 128 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here