Elveda Oğlum

Herkesin evladı kıymetli, ama hep kaybediyorlarsa?

Bu yıl Berlin’de en iyi erkek ve en iyi kadın oyuncu dalında Altın Ayı’yı kucaklayan çift, üç saat boyunca karşınızda beyaz perdede, bir çifti canlandırıyor! Bir anne, baba ve oğul hikayesi bu. Kaybettikleri oğul, kaybetmek zorunda kaldıkları oğul, ellerinden kayıp giden oğul, yeniden buldukları oğul! Pek çok oğul.

Arka fonda ise Çin’in geçirdiği son yarım asır, tek tip kıyafet giyen ve bir iş, bir aş peşinde koşan, yoldaş Çinliden zengin olan Çinliye kadar geçirilen evrede bu çiftin başına her türlü bela gelir. Ve onlar her şeye rağmen sabır ve tevekkülle, başlarını öne eğerek, gözyaşlarını içlerine akıtarak, bir lokma bir hırkayla yetinerek, hemen hemen yüzleri hiç gülmeden yaşar ve niye yaşadıklarına şaşar. Filmin sonunda Pekin’e gitmek üzere bindikleri uçak, türbülansa girip sallanmaya başlayınca elele tutuşurlar ve “başımıza gelen o kadar şeyden sonra hala ölümden korkmamız ne garip”diye kendi hallerine gülerler!

Üç saat boyunca bu kadersiz çiftin başına gelenlerden aslında Çin’in ayağa kalkmak ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek için nasıl bir hatta iki kuşağı feda ettiğini de arka fonda izliyoruz! Acı, gözyaşı olmadan ne yazık ki ülkeler de evrim, devrim yapamıyor!

Ön planda ise aile, karı koca ilişkisi ve anne baba çocuk üçgeni var. Çin’in bir milyarlık nüfusunun katlanmasına dur demek için katı bir biçimde uyguladığı tek çocuk politikası tartışılmıyor bile, doğrudan yaşattığı dramlar yüzünden yerin dibine batırılıyor. Bu yüzden çocuk kıymetli, geleneksel aile yapısı içinde oğul daha da kıymetli. Ve kaybedilen bir oğul, çok kıymetli. Kaybetmek zorunda bırakılan da. Yerine konulan evlat, çekip gidince çok acıtıyor. Ve bütün bu bulunup kaybedilen oğullar, karı kocanın elleri arasından kayıveren o evlatlar, her şeye rağmen ne evlilik birliğini, ne birbirine tutunup gülmeden yaşamayı beceren o iki insanı yok edemiyor.

Üç saat boyunca birkaç sahne dışında neşe yok, gülmek yok. Hayat zor. Hayat kazanılması gereken bir savaş sanki. Filmin ilk başlarında ve sonuna kadar giden akışta yönetmen “flaşbek”lerle adeta dans ediyor. İlk başlarda kim kimdi ne oldu diye şaşırsanız da sonradan yakalıyorsunuz ritmi, kişileri.

Bundan önce de çok önemli filmlere imza atmış Çinli yönetmen Wang Xiaoshuai, bu filmle hayatın tek düze giden rutini ile aniden ortaya çıkan krizlerdeki duygusal dalgalanmaları da çok çarpıcı biçimde birleştiriyor. Aslında günümüz seyircisi, sinemaya ne kadar meraklı da olsa, 3 saat zorlanabiliyor. Bana kalsa, yaşamın o rutinlerini biraz kırpardım! O zaman dramlar mı fazla olurdu, bilmem?

 

Sanatçıya saygı duyuyor ve alkış diyorum. Evet, tek çocuk politikası çok katı uygulanmıştı ama dünya nüfusunun selameti açısından da o yoksullukla üreyip duran Çin halkına bir dur demek gerekiyordu! Çin’in dünyaya yeni açıldığı yıllarda bu ülkeye uzun bir yolculuk yapmış ve yetkili yöneticilerle de görüşmek şansını yakalamıştım, söyledikleri, savundukları hep aynı şeydi: halkımızın önce karınlarını doyurmalıyız, özgürlük, insan haklarına sonra sıra gelecek!

Bir kap mantı, bir tas çorba, fabrikada bir iş, mutluluk için yetiyordu. Kültür Devrimi denilen saçmalığı ise hiç tartışmıyorum ki filmde ona da şöyle bir değinilip geçiliyor. Evet devrimler önce çocuklarını hallediyor! Sinemaya dönersek, iyi ki Başka Sinema var, böyle filmleri de seyredebiliyoruz! İyi ki büyük yönetmenler ve çok başarılı oyuncular var, sinemayı yaşatıyor.

 

Yönetmen : Wang Xiaoshuai

Görüntü Yönetmeni : Lee Chatametikool

Senaryo : Ah Mei, Wang Xiaoshuai

Oyuncular : Wang Jing-chun, Yong Mei, Qi Xi, Du Jiang, Ai Liya, Zhao Yanguozhang

Çin/Dram/180 Dk.

 

Film notum:

1 YORUM

  1. Yazgülü yazın göremediğimiz filmleri sayende izlemiş gibi olduk. Istanbul’da olsaydım ben de muhtemelen giderdim bu filme. Eline emeğine sağlık.
    Selam ve sevgilerimle

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here