Foxtrot

SAVAŞ VE MİLİTARİZM ALEYHTARI BAŞ YAPIT

Foxtrot’u Filmekimi’de izlediğim 40’a yakın filmin en iyisiydi. Samuel Maoz, kariyerinin ilk filmi ”Lübnan/Labanon”u içinde dört acemi askerin bulunduğu bir tankın vizöründen anlatmıştı. İkinci filmi ”Foxtrot”ta, İsrailli yönetmen bizleri yine dört deneyimsiz genç askerin nöbet tuttuğu bir sınır karakoluna götürüyor.

İlk film 2009 Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan Ödülü’nü kazanmıştı. İkinci filme, sekiz yıl aradan sonra, aynı festival Jüri Büyük Ödülü’nü (Gümüş Aslan) verdi.

Guillermo Del Toro’nun ”Aşkın Gücü/The Shape of Water”ı birinci sıraya taşıyan Anette Bening başkanlığındaki jüri, tartışılan bir kararla Foxtrot’u ikinci sıraya itmişti.

Samuel Maoz, askerlik hayatındaki deneyimlerinden yola çıkarak, her iki filmin senaryosunda, savaşın tahribatını, yıkıcılığını ve ardında bıraktığı travmayı işledi.

Film, bir yakınının ölüm haberi, yas, yazgı gibi temaların eşliğinde, savaş ve militarizm aleyhtarlığı konusundaki etkileyici mesajları ile öne çıkıyor.

Film, deneyimli ordu yetkililerinin Feldman ailesinin askerdeki oğulları Jonathan’ın ölüm haberini vermeleri ile başlıyor. Baba Michael(Lior Ashkenazi), haberi soğukkanlılıkla karşılarken anne Daphna(Sarah Adler), anında bayılıp yere yığılıyor.

Cenaze hazırlıklarını bildirmeye gelen askeri yetkililer, kara haberi alan amca Avigdor, huzurevinde yatan demans hastası büyük anne ile geçirilen beş uzun saatten sonra kendisine isim benzerliğinden yapılan bir hata yüzünden oğul Jonathan’ın hayatta olduğunu ailesine bildirir.

Bu affedilemez hata ve ihmal yüzünden çılgına dönen Michael, askeri yetkililere oğlunu hemen görmek istediğini söyler. Müsbet cevap alamayınca hatırlı bir eski asker devreye sokulur.

Filmin ikinci bölümünde, uçsuz bucaksız bir çölün sınır karakolunda , üç arkadaşıyla nöbet tutan Jonathan’ın sıkıntılı ve sıkıcı askerlik serüvenini izleriz. Her an bir düşman saldırısı yaşamanın travmasıyla korkunç bir hata yapan dört deneyimsiz asker, dört günahsız kişinin ölümüne sebep olurlar.

Filme ismini veren Foxtrot kod adı bu karakoldaki katliamın izlerini askeri otoriteler silmede deneyimlidirler.

Jonathan evinin yolunu tutarken kamera Feldman ailesine çevrilir. Her şeye sahip olduğunu zannettiğimiz Michael’e karısı, zayıf, kişiliksiz yakınlarını mutlu edemeyen bir insan olduğunu söyler. Dile getirilemeyen, halının altına süpürülen acı gerçekler ortaya dökülür. Michael, çocuklarına iyi babalık yapamadığını itiraf eder.

İstemediği çocuğu doğurmasına neden olan ataist kocasına Daphna, ”-Tanrı senden intikam alıyor” der.

Samuel Maoz, Jonathan’ın annesiyle babasını anlattığı çizgi roman şeklindeki günlüğünü, etkileyici bir çizgi filme dönüştürüyor. Nöbet tutan Jonathan’ın, canlı müzik eşliğinde, elinde silahı ile dans ettiği sekans ise sinema antolojilerine geçecek güzellikte.

Son noktayı Michael koyar. Karısına, Foxtrot dansının kurallarını öğretirken, ”-Bu dansta da hayatta olduğu gibi nereye gidersen git, başlangıç noktasına geri dönersin” der.

Tansiyonu hiç düşmeyen, hüzünlü gerilim atmosferiyle hayranlığımızı kazanan Samuel Maoz, kariyerini anti-militarist yapıtlarla sürdürmekte kararlı gözüküyor. Bu tutumu İsrail’in aşırı sağcı Kültür Bakanı Miri Regev’i rahatsız etmiş olacak ki, ”Foxtrot”un Gümüş Aslan kazandığı gün  filmi, İsrail askerlerini kötü gösterdiği gerekçesiyle yerden yere vurdu.

Miri Regev, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nin açılış Galasında giydiği, eteğinde Kudüs’ün panoramik bir fotoğrafı olan giysisi ile ilgi odağı olmuştu. İyi seyirler.

Film notum:

 

 

 

HENÜZ YORUM YOK