Glass

ilginç bir üçlemenin son halkası..

Hindistan’da doğup, küçük bir çocukken ailece göç ettikleri ABD’de yaşayan M.Night Shyamalan, kendisini dünya çapında üne kavuşturan, sinema tarihinin en ilginç ve etkileyici hayalet filmlerinden “The Sixth Sense / Altıncı His”den (1999) beri, çoğu doğaüstü ya da bilimkurgu temalı günümüzde geçen öyküler anlatan bir yazar, yönetmen, yapımcıdır. Son zamanlarda gerilimin en büyük ustası Alfred Hitchcock’a öykünerek kendi filmlerinde epizodik kısa rollere çıkmaya merak sarmıştır.

2000 yılında, “Altıncı His”den hemen sonra çektiği, bizde “Ölümsüz” adıyla gösterime giren “Unbreakable / Kırılmaz” adlı filmde, Bruce Willis’in canlandırdığı güvenlik görevlisi David Dunn, bütün yolcuların öldüğü bir tren kazasından, hem de burnu bile kanamadan kurtulan tek kişidir. Bir süre sonra onunla temasa geçen gizemli ve inanılmaz derecede zeki bir yabancı, Elijah Price (Samuel L. Jackson) hayatı boyunca kaç kez hastalandığını sorar. Ne David, ne de aralarının limonî olduğu karısı (Robin Wright) herhangi bir hastalanma olayı anımsamaz. İlkokuldan beri arkadaşlarının “Mr.Glass / Bay Cam” diye çağırdığı, kemiklerinin sık sık (54 kez) kırılmasına sebep olan genetik bir kusurla doğmuş olan Price, çizgi romanların gerçek dünyada var olan süper kahramanların öykülerinin abartılmış şekli olduğunu, doğanın her iyi kahramanın kötücül bir karşıtını da yarattığını, David’in de kendisinin antitezi olduğunu savunur.

Filmlerini yazıp yöneten Shyamalan, öykülerini fantastik boyutunu, derinlemesine incelenmiş gerçekçi karakter betimlemeleriyle inandırıcı kılan bir yaratıcıdır. Burada da bir yandan David Dunn’un güçlerini keşfederek, insanları kötülüklerden korumak amacıyla bilinçlenmesini anlatırken, diğer yandan karısıyla yeni bir sayfa açarak ailesini tekrar toparlama çabalarına, süper kahramanlığını kendisinden önce kabullenmiş olan oğlu Joseph (Spencer Treat Clark) ile harika baba-oğul ilişkisine odaklanır. Filmlerini çoklukla beklenmedik bir sürprizli finalle bitiren Shyamalan, “Unbreakable”da David’in kendi gücünü ve Mr.Glass’ın kötücüllüğünü keşfetmesinin ardından, filmini bildik, sanki aceleye getirilmiş bir sonla, izleyicisini beklentilerinin aksine pek de tatmin edemeyen bir şekilde bitirir.

Filmografisinin en iyileri arasında yer almayacak birkaç çalışmanın ardından gelen 2016 yapımı “Split / Parçalanmış”, teşhis edilmiş 23 farklı kişiliği olan bir adamın kaçırdığı üç genç kızın, ürkünç 24. kişilik ortaya çıkmadan kaçma çabalarına odaklanır. Soluk soluğa izlenen bu sağlam gerilim filminde İskoç oyuncu James McAvoy, büyük başarıyla tüm “sürü”nün korumaya odaklandığı ana kişilik Kevin Wendell Crumb dahil 9 ayrı karakteri canlandırır. “Canavar” adını alan bu 24. kişiliğe kurban edilecek olan kızlardan amcası tarafından tecavüze uğramış olan Casey, çektiklerinin onu arındırmış olduğu gerekçesiyle, psikiyatrını ve diğer iki kızı öldürmüş olan Canavar tarafından serbest bırakılır. Canavarın kaçmasıyla biter gibi olan filmin sonunda, bu kez sürprizli bir viraj alan öykü, yaşlanmış bir David Dunn’un göründüğü final sekansıyla hem “Split” ile “Unbrakable”ı birbirine bağlar, hem de ilk filmin yetersiz görünen sonunun aslında üçlemenin gelecekteki bölümünün başı olarak algılanmasını sağlar.

Yeni vizyona giren “Glass”, ilk iki filmin öykülerini iç içe toparlayan, devam ettiren ve yine sürprizli bir finalle üçlemeyi sonlandıran 2019 yapımı son bölümüdür.

Shyamalan benzersiz gerçeklik duygusuna başarılı bir devamlılık katarak her iki filmin oyuncularını “Glass” filminde toplar. Kastını o kadar titizlikle oluşturur ki, “Unbreakable”da Joseph’i canlandıran çocuk oyuncu “Glass”da karakterin otuzlu yaşlarındaki hâlini üstlenir. “Split”deki başarısını katlayarak devam ettiren James McAvoy, bu kez, hem de hiçbir farklı giysi ve aksesuar kullanmadan, 20 farklı kişiliği canlandırır.

Üçlemenin tamamının en büyük başarısı, fantastik boyutları olan bilimkurgusal bir öyküyü, neredeyse hiç özel efekt kullanmadan, müthiş başarılı oyunculuklarla anlatabilmiş olmasındadır. Tabii ki, hikâyesinin çizgi romanlarla ilgili tematik savı biraz cılız kaldığından, tekrarlara düşmesi, uzayıp fazla açıldıkça inandırıcılığın yitirilme sorunları yaşanması, filmlerin arada bir sarkması kaçınılamaz bir kusurudur da.

Artıları ve eksileriyle, gerçekle fantezi arasındaki incecik çizgide dengeyi tutturabilen ilginç bir sinemasal deneme. Sevgili dostum Ali Ulvi Uyanık’ın çok yerinde saptamasıyla “X Men” filmlerine prolog teşkil etmesi olayın boyutunu daha da ilginçleştiriyor.

Tüm üçlemeyi toparlayan “Glass”, Shyamanlan’ın zeki ve etkileyici sürprizliyle sona ediğinde hemen kalkmayın derim. Aksi takdirde yaylıların nefis müziği eşliğinde akan, kırık cam parçaları üzerindeki fotoğraflarla bütün hikâyeyi bir kez daha özetleyen final jeneriğini kaçırırsınız.

Film notum:

6 YORUMLAR

  1. Film(3ü birden toplu olarak bakıldığında) konusu itibariyle çok farkli felsefi düşüncelere yelken açabilecek derin bir metafizik işliyor. Bu, filmin benim açımdan en çekici kılan ve hiç sıkılmadan sonuna kadar heyecanla izlememi sağlayan özelliği. Belki biraz tekrarların olması sıkıcı yapıyor gibi görünebilir. Fakat 3 filmin toplamda verdiği mesajlar sizi filme şiddetle çekiyor. Gördüğüm kadarıyla filmi beğenmeyenler genelde ilk 2 filmi izlemeyen/anlamayan kişiler oluyor. Bence konu, kurgu ve olay örgüsü ile çok güzel bie film

  2. Cok zorlama bir derleme olmuş. Derin felsefe sokmaya çalışmışlar olmamis aksiyon katmaya çalışmışlar olmamis. Split kendi basına cok ustaca çekilmiş ancak Splitteki çoklu kişilik bozukluğu karakter bile toplayamamış filmi.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here