Polanski’nin bol ödüllü “SUBAY VE CASUS”u Fransadaki antisemitizmi gündeme taşıdı

TARİH DERSİ NİTELİĞİNDEKİ BAŞYAPIT

86 yaşında üretkenliğini sürdüren Roman Polanski “Subay ve Casus” ile “Piyanist”ten (2002) bu yana en iyi filmine imzasını atıyor. Venedik’te Jüri Büyük Ödülü ve FİPRESCİ En İyi Film Ödülünü kazanan film, Cesar’larda Polanski’yi En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo Yazarı yaptı. Dreyfus Olayından çıkarılacak ders, hakikatin ilelebet saklı tutulamayacağıdır. Çünkü gerçeğin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Polanski Fransız toplumunda Dreyfus’un suçlanmasına yol açan yaygın antisemitizmi görmezden gelmiyor, ancak bu geleneksel ırkçılığın köklerini araştırma konusuna hiç girmiyor.

Son 7 yılda sadece iki film yapan Roman PolanskiSubay ve Casus / J’Accuse” ile sinemaya görkemli bir dönüş yaptı. Film tarih dersi vermekle kalmıyor, Dreyfus Olayı üzerinden 19. yüzyıl Fransız toplumundaki Yahudi karşıtlığına ayna tutarken, günümüzdeki antisemitizme de açıklık getiriyor. Dönemin paranoyak iklimini, 19. yüzyıl giysileri eşliğinde anlatmasına rağmen, film Polanski’nin modern yorumuyla güncelliğini koruyor.

Bu güçlü ve kişisel film, gücü elinde bulunduran Devlet yönetimiyle iki yüzlü ve ırkçı Fransız Genelkurmayının çirkin bir işbirliğiyle suç ortaklığını belgeliyor. Pavel Edelman‘ın “Piyanist”teki çalışmasını akla getiren mükemmel kadrajları, Alexandre Desplat‘nın zengin, nefis müzik partisyonu, Pascaline Chavanne‘ın Cesar Ödllü kostümleri, Dominique Moison’un kusursuz sanat yönetimi, Jean Rabasse’ın dönemin atmosferini yansıtan dekorları, Lucien Balibar’ın ışık tasarımı, yönetmen Polanski’nin ölçülü mizansenine katkıda bulunuyor. Ünlü Fransız ressamların tanınmış tablolarından esinlenen sanat tasarımıyla, film Fransız resim sanatına saygı duruşunda bulunuyor.

FRANSA TARİHİNİN UTANÇ SAYFASI

Gazeteci kökenli, İngiliz romancı Robert Harris‘in (63) romanından alınan filmin senaryosunu yazar Polanski ile birlikte yazdı. Bu senaryo eplenceli bir boyut kattığı öyküyü tarihi ve ahlaki bir gerilim filmi formatında ele alıyor. İkili Dreyfus’e olan davranışlarından antisemit olduğunu gördüğümüz Yarbay Picquart’ı öykünün merkezine taşıyor. Aynı Picquart, Alfred Hitchcock’u akla getiren bir casusluk soruşturmasıyla gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayan dürüst kişi oluyor.

Polanski, Fransız toplumunda Dreyfus’ un suçlanmasına yol açan yaygın antisemitizmi görmezden gelmiyor, ancak bu geleneksel ırkçılığın köklerini araştırma konusuna hiç girmiyor. 12 yıllık süresiyle Dreyfus Olayı yalnız Fransa’da değil tüm dünyada bir deprem etkisi yaratmıştı. Dreyfus’un masumiyetine inanan, aralarında gelecekte Fransa’ yı yönetecek Clémenceau, Jean Jaures gibi politikacıların, Emile Zola gibi yazarların yaptıkları toplantılar netice vermişti. Emile Zola’nın 13 Ocak 1894 tarihli L’Aurore gazetesindeki “J’Accuse / İtham Ediyorum” makalesi yargıçları suçluyarak, Dreyfus’un yeniden yargılanmasını talep eder. Yeniden yargılanan Yahudi subayın cezası hafifletilir; eski itibarını kazanan Dreyfus orduya döner.

DREYFUS OLAYI NEYDİ ?

1894 yılında Fransa’da Yüzbaşı Alfred Dreyfus, düzmece bir mahkemede vatan hainliği suçlamasıyla yargılandı. Fransız genelkurmayında tek Yahudi subay olarak görev yapan Dreyfus bazı Fransız silahlarının yeni teknik özelliklerini Almanlara bildirmekle suçlanarak, grotesk, düzmece, gülünç bir yargılama sonucu vatan haini olarak ömür boyu hapse mahkum oldu. Çöp konteynerinde bulunan bir mektubun Dreyfus’un el yazısına benzetilmesi gibi uydurma ,zorlama bir delili yargıçlar yeterli bulunca, Dreyfus Guyana açıklarındaki Şeytan Adasına sürüldü.

Okyanusun ortasında firar edilmesi imkansız bir adada, mahkum sırf işkence olsun diye geceleri pranga ile yatağına kilitleniyordu. Dreyfus’un mahkumiyetinde rol oynayan Yarbay Picquart mükafat olarak Casusluk Birimi Başkanlığına atanınca, bilgi sızıntısının devam ettiğini keşfeder. Elde ettiği bilgilerle casusluk olayının kahramanının Dreyfus değil, Esterhazy adlı bir subay olduğu gerçeğine ulaşır. Bu bilgiyi komutanlarıyla paylaşınca dosyanın kapandığını ve Dreyfus’un mahkemesinin tekrar görülmesinin istenmediği gerçeğiyle karşılaşır. Soruşturmasını derinleştirdikçe asıl suçluyu ortaya çıkaran belgeye ulaşır.

Dreyfus Davası, masum bir Fransız topçu subayının yargılanmasında adaletin siyasete kurban edilmesi ve medyanın aracılığıyla, baskısı sonucu adaletin geç te olsa tecelli etmesidir. Bu olaydan çıkarılabilecek ders hakikatin ilelebet saklı tutulamayacağıdır. Fransız devleti yıllar sonra ortaya çıkan bir gerçeği uzun süre telafi etmeye çalıştı. Dreyfus’un masumiyetini ispat etmek için yıllarca mücadele veren Picquart asıl suçlu Esterhazy’nin mahkum edilmesinde rol oynadı.

ANTİSEMİT, IRKÇI BİR GENELKURMAY

Film Yüzbaşı Alfred Dreyfus’un (Louis Garrel) mahkeme safhasında suçlu bulunmasından sonra askeri bir törende rütbelerinin sökülmesi ve kılıcının kırılması seremonisiyle başlıyor. Askeri okuldaki hocası Yarbay Georges Picquart’ın (Jean Dujardin) kendisine sempati duymadığını ve antisemit olduğunu gizlemediğini öğreniriz. Film Dreyfus Olayı üzerinden gerçeğe ulaşma savaşı veren Picquart’ın antisemit duygularından arınma sürecini de ustalıkla işliyor.

Fransız askeri tarihinin utanç sayfalarından biri olarak, Dreyfus Olayı önyargılı, ırkçı ,antisemit Fransız toplumu mensupları olan üst düzey komutanların öncülüğünde, vatan hainliği suçlamasıyla Dreyfus’un suçlu ilan edilmesidir. Dreyfus Davası, masum bir Fransız topçu subayının yargılanmasında , adaletin siyasete kurban edilmesi ve medyanın aracılığıyla bunun toplumda karşılık bulmasıdır. Dreyfus’un Şeytan Adasına sürülmesi kararını ,Fransız ordusunun üst düzey komutanları olan General Billot (Vincent Grass) ve General Darras (Stefan Godin) almışlardı.

Emile Zola’nın L’Aurore’da yayınlanan “J’Accuse” makalesi bomba etkisi yapıp Fransız toplumunu ikiye bölmüştü. Mahkemeye verilen Zola suçlu ilan edilince, temyiz safhasından önce İngiltere’ye sığındı. Antisemitizmin yükseldiği Fransa’yı Avusturya’ dan gözlemleyen Théodor Herzl Yahudi Devleti kurulması tezini hayata geçirdi.

Fransa’daki Dreyfus Olayı modern Siyonizm’in kapılarını açtı. İngiltere’den dönen Emile Zola evinde duman zehirlemesinden öldü. 1904’te yüzbaşılık rütbesi iade edilen ,ardından binbaşılığa terfi ettirilen Alfred Dreyfus, Légion D’Honneur nişanıyla onurlandırıldı.

MÜTHİŞ BİR OYUNCU KADROSU

Dreyfus Olayına mesafeli ve soğuk bir bakış açısıyla yaklaşan Polanski, bilinen mizansen hakimiyeti ve oyuncu yönetmedeki becerisiyle tam not alıyor. Filmin müthiş bir oyuncu kadrosu var. En küçük rolleri (Bertillon’da Mathieu Amalric, avukatlarda Vincent Perez, Melvil Poupard gibi) ünlü oyuncular oynuyor. Ayrıca aralarında Denis Podalydes (Av. Domange) ve Hervé Pierre’in (General Gouso) de bulunduğu ,Avrupa’nın en ünlü tiyatro topluluklarından Comédie Française’den sekiz oyuncu var.

Başroldeki Jean Dujardin (Picquart), kendisine Cannes’da ve Oscar’da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini getiren “Artist” (2012) filminden bu yana en iyi performansını ortaya koyuyor. Filmde gizli bir ilişki yaşadığı, Paris sosyetesi gözdelerinden, evli bir kadın olan Pauline Monnier’yi ,Polanski’nin eşi ve fetiş oyuncusu Emmanuelle Seigner canlandırıyor. Fransız burjuvazisi bu şuh kadın üzerinden eleştiriliyor.

Alfred Dreyfus’u oynayan ( müthiş makyajıyla tanımakta zorlandığımız) ,aktör-yönetmen-senarist Louis Garrel ,haksızlığa uğramış, görevine bağlı bir askerin isyanını dile getirirken son derece inandırıcı bir portre çiziyor. Oyuncu kadrosundaki sürprizlerden biri, Cannes’ın 1975 Altın Palmiye galibi “Cronique des Années de Braise” filminin yönetmeni olarak tanıdığımız Cezayirli sanatçı Mohammed Lakhdar Hamina’yı Bashir rolünde izlemekti.

Yönetmen : Roman Polanski

Senaryo : Robert Harris, Roman Polanski

Görüntü Yönetmeni : Pawel Edelman

Müzik : Alexandre Desplat

Kostüm : Pascaline Chavanne

Sanat Yönetmeni : Dominique Moisan

Dekor : Jean Rabasse

Oynayanlar : Jean Dujardin, Louis Garrel, Emannuelle Seigner, Mathieu Amalric, Vincent Perez, Melvil Poupard, Denis Podalydes

Fransa-Belçika / Tarihi-Gerilim-Dram / 132 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here