Kadavra  /  The Possession of Hannah Grace

Morgda canlı biri var!…

Hollandalı yönetmen Diederik Van Rooijen’nin son filmi ‘Kadavra’, artık ne yazık ki parlak örneklerini nadiren gördüğümüz korku/gerilim filmleri arasında sivrilmeye aday, daha doğrusu sivrilmeye aday görüntüsü veren bir yapım… Film, her ne kadar çok bilindik bir çıkış noktası taşısa da, hikayenin ana ortamını morg gibi korku filmlerine uygun bir yere koyması ve yönetmenin çok zengin bir kariyeri olmasa da filmine yapabileceği Avrupalı yönetmen dokunuşları beklentimizi bir tık olsun yükseltmişti… Ne yazık ki sonuç (yine!) rahatça izlenen, sıkmayan ancak vasatı pek aşamayan, klişelere dayanan ve akıllarımızda pek bir iz bırakmayacak bir korku filmi denemesi…

Megan Reed, parlak bir polis kariyerine sahipken yaptığı büyük bir hata ve sonrasında yaşadığı madde bağımlılığı yüzünden işini kaybetmiş ve hayatına yeni bir yön vermeye çalışan genç bir kadındır… Defalarca girdiği rehabilitasyon süreçlerinden sonra, bir hemşire arkadaşının tavsiyesiyle, bir hastanenin morgunda gece vardiyası işi bulur… İlk bakışta sorunsuz gibi görünen bu iş, morga genç bir kız olan Hannah Grace’in cesedinin gelmesiyle bir kabus haline gelir… Grace bir şeytan çıkarma seansı sırasında ölmüştür ve vücudunu ele geçiren şeytanın yeni kurbanlara ihtiyacı vardır…

Bu girişi bir yerde görmüştük!

Kadavra’ çok bilindik bir şekilde, benzerlerini ‘Exorcist’ (1973) filminden beri defalarca gördüğümüz bir şeytan çıkarma ayiniyle başlıyor. Hannah Grace adlı genç kızın vücudu şeytan tarafından ele geçirilmiş ve bu sekans sonunda genç kızın babası, tek çare olarak, öz kızını öldürmek zorunda kalmıştır… Bir rahibin öldüğü, bir diğerinin ise ölümün kıyısına geldiği bu kanlı açılış, anlık bir heyecan yaşatsa da bizim tabii ki çok aşina olduğumuz sekansları aklımıza getiriyor…

Filmin devamı ise biraz farklı yollara sapacağımızın sinyallerini veriyor çünkü bu sefer filmin merkezindeki ortam, artık klasik hale gelmiş olan bir hayaletli ev veya köşk değil, bir hastanenin morgu oluyor… Zaten kendiliğinden tekinsiz ve donuk bir mekan olan morg, özellikle gece vardiyasında, sanırız kimsenin çalışmak için can atmadığı bir ortamdır! Bu basit işi kendisi için bir ‘arınma’ süreci gibi gören Megan sıradan günler geçirirken, Hannah’ın cesedinin gelmesiyle bir şeylerin ters gittiğinin farkına varıyor…

Film bu sekanslarda aslında fena olmayan bir korkutma yolu izliyor çünkü bu tür filmlerin çoğunun aksine, ortaya hemen asıl tehdit unsuru kötü ruhu veya şeytanı atmak yerine, morgdaki ufak kıpırtılarla, kendiliğinden yer değiştiren objelerle ve giderek tedirginleşen bir ortamla, belli bir korku ve gerilim duygusu yaratmayı başarıyor… Dolaysıyla seyirci olarak pek bir yenilik taşımayan ancak belli ölçülerde asıl hedefini tutturacak yani bizi yeteri kadar diken üstünde tutacak bir yapım izleyeceğimiz beklentisine giriyoruz…

Megan ve diğerleri…

Filmde ne zaman ki asıl tehlike unsuru yani Hannah’ın vücudunu ele geçiren şeytan harekete geçiyor, film biraz sıradanlaşıyor, zaten pek bir orijinallik taşımayan karakterler daha da tekdüze hale geliyor ve olaylar en beklendik şekilde gerçekleşiyor…

Polislik yaptığı sırada yaşadığı bir travmadan dolayı dengesini kaybetmiş Meghan, onun biri soğuk bir diğeri komik vardiya arkadaşları olan polisler, onunla hala arkadaş olan bir diğer polis karakterleri o kadar klişelere dayanan, o kadar belli bir reçeteden çıkmış gibi duran kişiler ki, hiçbir zaman şaşırmıyoruz hatta sadece her birinin hangi sırayla öldürüleceğini merak ediyoruz…

Bir de tabii ki filmin asıl ilginç noktası olması beklenen, Hannah’ın vücudunu kullanan, ortalıkta sürünen ve etrafa dehşet saçan şeytan karakteri var ki bu da giderek fazla apaçık gösteriliyor ve özelliğini yitiriyor… Sanki yönetmen bu varlığı hissettirmekten ziyade açık bir şekilde sunmayı tercih ediyor ve filmin inceliği kayboluyor, basit bir kaçma-kovalama hikayesi izlemeye başlıyoruz…

Filmdeki alt metin eksikliği…

Film bitince belli oluyor ki yönetmen Rooijen korku türüne yeni bir soluk getirmeye kalkışmamış sadece görevini asgari düzeyde yerine getirmiş,

klasik şablonları ve bir hikayeyi kullanarak orta karar bir bir film yapmayı tercih etmiş… Belki de örnek aldığı ‘Exorcist’ filminin etkisini yaratmaya çalışmış ancak unutmamamız gerekir o başyapıt, zamanı için yeni bir şeyler sunuyor ve bir şeytana karşı mücadele hikayesinin yanında ‘çocuk yaşta bir kızın cinselliğini bastırması’ gibi okunabilecek ciddi alt metinler barındırıyordu… Amerika’nın o dönemdeki ahlaki kuralları ve yapısı artık çok gerilerde kaldı…

Sonuç olarak ‘Kadavra’ filmini sıkılmadan izliyoruz, bazen biraz geriliyoruz ama korkmak açısından çok tatmin olmamış bir şekilde sinema salonundan ayrılıyoruz… Daha doğrusu film biter bitmez ve sinema salonunun ışıkları yandığında başka bir şey düşünmeye başlıyoruz…

Yönetmen : Diederik Van Rooijen

Oyuncular : Shay Mitchell, Stana Katic, Grey Damon, Kirby Johnson, Nick Thune, Jacob Ming-Trent, Maximillian McNamara, Louis Herthum…  Ülke: ABD

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here