Türkiye’nin üzerine bol gelmiş bir  seri cinayet elbisesi

Filmde kafamı yoran en önemli sorudan başlamak istiyorum, zira film de böyle başlıyor:

11 Kasım!

Kendimce yanıtını buldum.

Kasım on birinci ay,

11 kişi de cinayete kurban gidenler. 

11 Eylül ile bir ilişki kurulmuş ya da bir gönderme var mıdır bilemiyorum.

Şunu söyleyebilirim; hikaye yabancı ama tiplemeler tamamıyla Türk. Yani hikaye karaktere oturmamış. Diğer taraftan işlenen suçlar bizim en çok gündemde olan suçlar. Tecavüz, pedofili, karısını öldürmek gibi fakat seri cinayet biçimi yani aynı anda 10 kişinin öldürülmesi ve öldürme yöntemi bize ait değil. 

Yönetmen Adil valizade bazı  göndermelerde bulunuyor. 

2016 yılında 46 kişinin şehit olduğu olaydan söz ediyor. Tabii biz de olay çok olduğu için hafızamız şıp diye cevabı bulamıyor, bu hangi olaydı diye biraz da bunun üzerine kafa yordum. 

Sanırım Dolmabahçe’de   bulunan Vodafone Arena Stadı yakınlarında iki ayrı yerde bombalı saldırı düzenleyen PKK’nın bir kolu olan TAK’ın hain saldırısında 36’sı resmi, diğerleri sivil olan olan katliamdan söz ediyordu.

Bir de ihtilal dönemi idam edilenlere eleştirel  bir gönderme vardı. İhtilal denildiğine göre 60 ihtilalinden söz ediliyor. Yani 1972 ve 1980 darbesinden hiç söz edilmiyor. Eğer bir eleştirel gönderme olacaksa bütün idamlara karşı olan bir duruş sergilenmeliydi. 

Göndermeler yapılmış ama alıcısına ulaşmıyor, ayrıca birer cümle ile bu tür  mesajlar havada, boşlukta  kalıyor, altını iyi doldurmak gerekiyor. 

Filmin Konusu; 

Sabah, namazını kılıp görevli olduğu cezaevine gelen baş gardiyan Hamza (Timur Acar), yardımcıları  ile birlikte sayım yapmak üzere koğuşları kontrol ettiklerinde her bir koğuşta  tuhaf şekilde; yarasız beresiz, gözleri açık şekilde yataklarında ölü bulunan mahkumlarla karşılaşırlar. 8 koğuşta 10 ölü bulmuşlardır. (11. de bir gün sonra ölü bulunur) -Bu ciddi bir rakam olmasına rağmen gösterilen tepki 2-3 sayıya gösterilen tepki kadardır.- Olayı çözmek için mili istihbarat ve emniyet birlikte hareket ederler. Kadın istihbaratçı Selin (Melisa Aslı Pamuk) ve işinin ehli  başkomiser Erol (Mert Fırat) birlikte düğümü çözmeye çalışırlar…

Filmin daha başından cinayetin faili olarak 2 kişiden şüphelendim. Muhtemelen seyirciler de benimle aynı şekilde düşünmüşlerdir. Hamza ve  müdür baba dedikleri cezaevi müdürü. Mustafa Alabora’nın canlandırdığı Müdür Baba tiplemesi bir cezaevi için gereğinden fazla yumuşaktı, karakter inandırıcılıktan çok uzaktı, ben de bu yüzden şüphelendim zaten. Hamza ise daha karanlık ve gizemli duruyordu bir bakıma yönetmenin işaret ettiği kişiydi.

Tabii çok film seyreden biri olarak  ters köşe olma durumu da bekliyordum. Her üç ihtimale izleyecekler de hazır olsun. 

Tiplemeler ve hikaye İnandırıcılıktan uzak.

Mahkumların tiplemeleri hiç mahkum gibi değildi. Sanki kahvede oturan, okey döndüren ya da kağıt oynayan karakterler gibiydi. O kadar ağır suçlar işlemelerine rağmen yüzlerindeki ifade inandırıcı gelmedi. Doktor tiplemesi de hiç doktora benzemiyordu. Müdür baba derseniz cezaevi müdürü değil çocuk esirgeme  kurumu  müdürü gibiydi. (Türkiye gerçeğini tanımasak belki inanırdık). Kala kala elimizde polis ve gardiyan kalıyor. Eh onlar da olmasa film seyredilemezdi zaten.

Pandemi sürecinden sonra ilk kez sinemada Türk filmi izleyeyim diye düşündüm, özellikle Türk filmi tercih ettim yakında yurt dışına çıkacak olmam nedeniyle yeni filmleri orada izleme şansım olmayacaktı. Karanlık Şehrin Hikayeleri de çekici bir isim, büyük olmasa da ortalama bir beklentiyle sinemaya gittim. Özellikle son dönemde epeyce cinayet filmleri izlemiş biri olarak şunu düşündüm; “neden diğerleri gibi doğal akışı içinde akıp gitmiyor, neden bir yapaylık ve zorlama söz konusu?” 

Ayrıca heyecan katmak için müziğin yersiz çıkışları da anlamsız geldi bana!

Sonuç : Kilit’te aldığım en olumlu  mesaj ise tecavüz, pedafoli, kadın cinayeti gibi suçları işleyen kişileri cezaevinden bırakmayın, aynı suçu işlemeye devam ediyorlar.

İzleyeceklerin kafasında merak uyandırmak için şu bilgiyi de vereyim, öldürülen 11 kişi de bu suçlardan dolayı cezaevinde bulunuyorlardı.

Evet, film bir şekilde akıyor ama bulanık akıyor…

Yönetmen : Adil Oğuz Valizade

Senaryo : Adil Oğuz Valizade, Arif Valizade, Cenk Çalışır

Görüntü Yönetmeni : Gürol Beşer

Kurgu : Doğan Taşar, Bülent Taşar

Oyuncular : Mert Fırat, Timur Acar, Melisa Aslı Pamuk, Mustafa Alabora, Asuman Dabak, Gökhan Tevek, Tuğçe Karabacak, Aykut Taşkın, Melik Akkaya

Türkiye / Polisiye-Suç-Aksiyon /

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here