Oppenheimer

Bir sinema filminden çok fazlası

Oppenheimer, savaşı bitirmek için bulduğu nükleer silahla yüzbinlerce insanın ölümüne neden olduğu için vicdan azabı çekerek bitirdi yaşamını… Filmi anlamak için fizik ve tarihten de fazla, çok şey bilmelisiniz gençler!

 

Bu hafta şanslı dönemim. İki önemli film izledik. Barbie, adı gibi pespembe, şeker şurup bir film değildi benim için. Keyifli bir özeleştiriydi. Ama üzerine Oppenheimer’ı, üç saat süreyle nefes almadan izleyip, her sekansını sindirmeye çalışmak, her cümlesini kaçırmamak için gayret sarfetmek ve fizik kurallarını bilmeden anlamak benim için müthiş bir deneyim oldu.

OrtaKoltuk Puanı:

Hep söylediğim gibi Hollywood sinemasının en beğendiğim yanı, Avrupalılar yeterli bulmasa bile, kendi tutucu toplumlarına karşın, hayli liberal ve eleştirel olabilmeleri. Oppenheimer da çok önemli bir bilim insanının yaşam öyküsü üzerinden bir tür ABD dış politikası eleştirisi aslında. Tarihi değil, bugünü de anlamamıza yarayacak diyaloglar ve sahneler, güncelliğini sağlıyor. Savaş, kimin için, ne için? Silah sanayii; savunma için mi, saldırı için mi? Yoksa sadece ticaret ve iktidar mı?

Kahramanımız Oppenheimer, deli mi, dahi mi?

Oppenheimer, bilindiği gibi, dünya tarihinin akışını değiştirmiş bir bilim insanı. Babası Alman yahudisi kumaş tüccarı, annesi ressam olan Robert Oppenheimer’ın üstün zekalı bir çocuk olduğu küçük yaşta belli olur. Daha sonrası ise kimya, fizik ve edebiyat, yabancı diller üzerine bitmez tükenmez bir çalışma ve dünyanın yaşadığı en büyük felaketlerden biri olan 2. Dünya Savaşı koşulları içinde siyasete bulaşmak zorunda kalması. Savaşı ve Hitler’i durdurmak için icat ettiği atom bombasıyla 200 binden fazla insanın ölmesine neden olmak ve bunun vicdan azabını çekmek. Delilikle dahilik arasında gidip gelen yaşamı içinde kahraman olarak omuzlara alınıp casusluk kuşkusuyla yerin dibine batırılmak. Zengin olmuşken beş parasız kalmak. Sevmiş ve sevilmişken terk etmek. Terk edilmişken peşinden koşmak. Dahi olmakla birlikte yanlışlarıyla, hastalıklarıyla, kıskançlıklarıyla sıradan bir insan olmak. Bu kadar dolu bir hayat sinemaya nasıl aktarılır?

Sinema yönü

Christopher Nolan gibi bir büyük sinema dâhisi tarafından olabiliyor! Eline bütün olanaklar veriliyor. Cilan Murphy, filmin bütün sahnelerinde var olan bir başrol oyuncusu olarak oynamıyor, o, her duruşuyla Robert Oppenheimer oluyor. Kalabalık oyuncu kadrosunda bir tek kişi aksamıyor. Müzik, belki eleştiri konusu olabilir aslında, her dakika ben buradayım diyor, kendini hissettiriyor. Belki de izlediğim salonun olağanüstü akustiğinden. Görüntüler nefes kesici. Atmosfer, gökyüzü, patlamalar! Dakikalarca izlediğimiz o muhteşem ateş mantarı aslında yüzbinlerce insanı ateş topuna dönüştürecek bir silah. Ama aynı zamanda görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema’nın yarattığı bir görsel şölen. Çölde at koşturulan sahneyi mi yazsam, patlama anı için herkesin yerlere yatıp, gözlerine metal gözlükler takıp beklediği o gerilim anını mı?

Oppenheimer’ın devletle iş birliği yaparak çölde kurduğu ve dünyanın en iyi bilim insanlarını ve ailelerini topladığı o kasaba, üç yıl içinde neredeyse bir şehre dönüşüyor ve orada burunlarını çıkarmadan çalışan o insanlar Hitler’den önce bir nükleer silah yapmak için kafa patlatırken hayatlarını ortaya koyuyor! O kasabanın film platosu olarak nasıl hazırlandığını düşünün! Ve orada bitip tükenmeden sahneler çekildiğini? Ve siz ekranın karşısında bu deneylere, bilimsel tartışmalara, Washington’un devreye girmesine gizli bir ajan gibi tanık oluyorsunuz!  Her şey olup bittikten sonra devlet istediğini almış ve kahramanın sivrilmesinden rahatsız, üstelik de Mc Carthy dönemi başlamış cadı avı sürerken Oppenheimer gözden düşürülüyor. Nedense bana Balyoz ve Askeri Casusluk davalarını anımsatan bir araştırma kurulu karşısında hukuk ve adaletten uzak bir tiyatro oynanıyor. En çok da “Bu bir mahkeme salonunda, basın ve dinleyiciler önünde yapılmasın, küçük bir oda ve gizli konuşmalar, böylece kamuoyu tepkisinden saklanır” diye hazırlanan mizansen etkileyici geliyor. Tıpkı Beşiktaş’ta Atatürkçü subaylara atılan pusu gibi. Yüksek rütbeli generallerin FETÖ’cü soruşturma savcılarının önünde ayakta bekletildiği anlar sanki!

Amerikan Prometeus’u

Filmde aşk sahneleri de yok değil, ama inanın ki onlarla hiç ilgilenmedim! Tam tersine o Amerikalı müthiş Prometheus’un sevişmekten yeni kalkmış çıplak bir erkek olarak koltukta oturup karşısındaki çıplak kadınla tartıştığı sahnede sıradan bir kasaba erkeğine dönüşmesi benim için hayal kırıklığı olmadı değil. Aslında bu da Christopher Nolan’ın başarısı, yükseltirken düşürüyor kahramanını ve yeniden çıkarıyor, fötr şapkası ve sigarasıyla…

Prometheus mu kim? Christopher Nolan’ın filmine esin kaynağı olan kitabın adı : Amerikalı Prometheus. Yunan mitolojisinde ateşi bulduğu için insanlığa hizmet etmesine rağmen Zeus tarafından bir kayaya zincirlenerek her gün bir kartal tarafından karaciğeri parçalanmakla cezalandırılan bir titan! Oppenheimer da savaşı bitirmek için bulduğu nükleer silahla yüzbinlerce insanın ölümüne neden olduğu için vicdan azabı çekerek bitirdi yaşamını… Filmi anlamak için fizik ve tarihten de fazla, çok şey bilmelisiniz gençler! İyi seyirler!

Yönetmen : Christopher Nolan

Senaryo : Christopher Nolan, Kai Bird

Görüntü Yönetmeni : Hoyte Van Hoytema

Kurgu : Jennifer Lame

Müzik : Ludwig Göransson

Oyuncular : Cillian Murphy, Robert Downey Jr., Matt Damon, Emily Blunt, Rami Malek, Florence Pugh, Josh Hartnett, Casey Affleck, Kenneth Branagh, Jason Clarke, Benny Safdie, Dane DeHaan, Jack Quaid, Matthew Modine, Dylan Arnold

ABD / Biyografi-Tarihi-Gerilim-Aksiyon / 180 Dk.

1 YORUM

  1. Atom bombasının gerçek öyküsü beyazperdede

    Hakan SONOK

    Saddam Hüseyin’in (1937-2006) , Kaddafi’nin (1942-2011) atom bombası elde etme hayalleri, sevdaları öldürülmelerine ve ülkelerinin kaos ortamına sürüklenmesine yol açarken, İran’ın atom bombası edinme hayallerinin önümüzdeki aylarda nasıl sonuçlanacağı merakla bekleniyor…

    1953’te Amerikan atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği adına çaldığı gerekçesiyle Ethel ve Julius Rosenberg çifti idam edildi…Bu sırları Amerikan atom bombasının babası Robert Oppenheimer’ın Sovyetler Birliği’ne vermiş olduğu kuşkusu bile etrafta dolaştı…Ancak Oppenheimer bu konuda aklandı, temize çıktı…

    24 Şubat 1939’da New York Times’da fizikçi Enrico Fermi’nin (1901-1954) demeci yayınlandı: “Atom bombası üretim süreci 25 yılı bulabilir.”… Fermi yanıldı…

    İşte bu öykü Christopher Nolan’ın yönettiği, 180 dakikalık bir filme dönüştü: “Oppenheimer” (2023; Universal Pictures)…

    Aynı öykü daha önce 30 milyon dolara malolan baş rolünde Paul Newman’ın olduğu “Fat Man and Little Boy” filmine de (1989; Paramount Pictures; 127 dakika) konu olmuştu…Bu filmin Kuzey Amerika seyirci sayısı: 892,466…

    Nolan’ın Oppenheimer’ı aynı zamanda bir “Aşk-ı Memnu” ve “Last Tango in Paris” öyküsü de içeriyor…

    21 Temmuz’da dünya sinemalarında gösterilmeye başlanacak olan “Oppenheimer” filminin şimdiden önemli bir hayranı var; “Taxi Driver”ın senaryo yazarı, “American Gigolo”, “Mishima”, “Hardcore”, “Master Gardener” ,”Card Counter” ,”Cat People” filmlerinin yönetmeni Paul Schrader “Oppenheimer” filmini tam bir başyapıt olarak tanımlıyor…

    Atom bombasının babası Robert Oppenheimer’ın (1904-1967) 1936’da tanıştığı ve sevgilisi olduğu Jean Frances Tatlock (1914-1944), Komünist Partisi üyesi Amerikalı bir psikiyatrist ve doktordu. Oppenheimer Jean Frances Tatlock’la tutkulu bir ilişki yaşadı ve evlenme teklif ettiği kadın bu teklifi kabul etmedi…Doktor 1944’te henüz 29 yaşındayken öldü, intihar mı etmişti, yoksa atom bombasının sırlarını Sovyetler Birliği’ne vereceğini düşünen J. Edgar Hoover’ın yolladığı cellatlar tarafından mı infaz edilmişti?

    Robert Oppenheimer: “Jean Tatlock ile1939 ile 1944’teki ölümü arasında çok nadiren görüştük” demişti…

    Tatlock’un yazdığı iddia edilen intihar notu şöyleydi:

    “I am disgusted with everything… To those who loved me and helped me, all love and courage. I wanted to live and to give and I got paralyzed somehow. I tried like hell to understand and couldn’t… I think I would have been a liability all my life—at least I could take away the burden of a paralyzed soul from a fighting world”

    Oppenheimer 1936’da tanıştığı Tatlock’la değil Katherine ” Kitty ” Puening (1910-1972) ile 1940’da evlendi; iki çocukları oldu…

    “Manhattan Projesi” atom bombası üretim sürecinin kod adıydı…Bu projede aynı anda 130.000 kişinin çalıştığı yıllar oldu…

    1939-1945 arasında ABD hükümeti Başkan Franklin Delano Roosevelt’in liderliğinde bu projeye o dönemin parasıyla 2 milyar dolar harcadı (o dönemin 2 milyar doları 2021 yılının 24 milyar dolarına bedeldi)…

    1941-1945 döneminde Almanya, Japonya ve İtalya’yla savaşan ABD 10 milyon kadar Almanı öldürebilsinler amacıyla Sovyetler Birliği ordusuna o dönemin parasıyla 10 milyar dolarlık ağır silah, savaş malzemesi, cephane,araç gereç, giysi, ayakkabı, yiyecek yolladı…O dönemin 10 milyar dolarlık savaş donanımının bugünkü parasal değeriyse 500 milyar dolar…

    Sovyet ordusuna yardımın ve atom bombasının o günkü toplam maliyeti 12 milyar dolara ulaşınca 1945’te ABD hazinesi tamamen boşalmış durumdaydı…

    2-İlk atom bombasının yaratıldığı (1940’ların ilk yarısında) dönemde Amerikalılar Almanların böyle bir proje üzerinde çalışmadığını öğrenmişti…İlk atom bombası Nazilere atılacaktı…Ne yazık ki üretim süreci çok gecikti…Naziler atom bombalarından kurtuldu…

    1945’te ilk atom bombası üretildiğinde insanlar üzerine atmayalım tartışması yaşandı…Japonlar acaba atom bombasını insansız bölge Fuji dağına atsak kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul eder mi? tartışması oldu…

    Julius Robert Oppenheimer bilim ve teknoloji dünyasında “ilk nükleer bombanın babası” olarak anılan, Manhattan Projesi başkanlığını yapmış fizikçi ve üniversite profesörüdür…Oppenheimer, 2. Dünya Savaşı döneminde, Los Alamos Laboratuvarı’nın, sonrasında ise ilk nükleer silahları geliştiren gizli Manhattan Projesi’nin başkanlığını yaptı. İlk atom bombası testi 16 Temmuz 1945’te New Mexico’daki Trinity tesislerinde yapıldı…O dönemde Oppenheimer 52 kiloya kadar düşmüştü… Oppenheimer “Şimdi ben dünyaların yok edicisi oldum.Ellerimde çokça insan kanı var,” dedi …

    Ağustos 1945’te nükleer silahlar ilk kez Hiroşima ve Nagazaki de insanlar üzerinde kullanıldı.

    Oppenheimer ve çalışma arkadaşları olan bilim insanları kendi Frankenstein’larını (canavarlarını) yarattılar…

    Atom bombası için Oppenheimer “Yağmurlu, sisli havada atılmamalı…Çok yüksekte patlatılırsa hedef fazla hasar almaz” demişti…

    Oppenheimer sonraki yıllarda atom bombasından çok daha büyük bir kitle imha silahı olan hidrojen bombasının yaratılmasına karşı çıktı…

    Hayatı boyunca oyuncu Vivien Leigh gibi tüberküloz nöbetleri geçiren Oppenheimer gırtlak kanserinden vefat etmişti…

    Yüksek niteliklere sahip bir entelektüel olan Oppenheimer Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” kitabında kendi ruh ikizini bulmuştu…

    Romancı Marcel Proust’un (1871-1922) annesi müdahaleci ve dediğim dedik bir anneydi…Oğluna Moliere, Voltaire, Racine gibi edebiyatçıların kitaplarını tanıtmıştı…Anne Proust kocası metresi için de bir ev açıp resmi nikahlı eşinin bulunduğu eve gelmemeye başlayınca kendini çocuklarına adamıştı.Jeanne Proust’un iki oğlundan biri olan Marcel’e ilgisi boğucuydu ve onun üzerine titriyordu.Marcel yetişkin olmasına rağmen her gün annesine nereye gittiği, neler yaptığı, ne zaman uyandığı,ne zaman uyuduğu,ne zaman yemek yediği, ne yediği , kiminle görüştüğü, kiminle ne konuştuğu, bağırsak hareketleri, hatta dışkısının rengi hakkında rapor (tekmil) veriyordu…Marcel yaşamındaki en küçük ayrıntıyı annesine anlatmayı unutursa Anne “Tekrar soruyorum biraz önce anlattıklarını bir kez daha tekrar anlat, hiçbir ayrıntıyı unutmadan, saklamadan, gözden kaçırmadan,” diyordu…Marcel berbat asım krizlerinden dolayı askere alınmadı…Askerlik şubesi ona sağlığı bozuk olduğundan çürük raporu verdi…Annesi Marcel’in sağlıksızlığından kaynaklanan korkularını (paranoyalarını) körüklemekten ölene kadar hiç vazgeçmedi…Marcel üst üste üç palto giymeden sokağa çıkmaya korkar olmuştu…Marcel’in doktor babası Adrien Achille Proust’un (1834 – 1903) oğlunun eşcinsel eğilimlerinin tedavisi için yazdığı reçeteyse oğluna 10 Fransız Frangı verip, onu genelevde çalışan bir seks işçisi kadına yönlendirmek oldu…Bavyera Kralı 2. Ludwig’in yakınları da Ludwig’in heteroseksüel eğilimler kazanabilmesi için aynı tedavi reçetesine başvurmuşlardı…Proust’un annesi Jeanne Clémence Weil Proust (1849 – 1905) Marcel Proust 34 yaşındayken 1905’te 56 yaşında vefat etti…Marcel Proust annesinin ölümünden sonra 17 yıl daha yaşadı ve 1922’de 51 yaşında vefat etti…

    3-Pakistan, Kuzey Kore, Hindistan da atom bombasına sahip olunca Irak diktatörü Saddam Hussein’de atom bombası elde etmenin peşine düşmüştü…Bugün İran’ın da atom bombası üretme yolunda ilerlediği biliniyor…

    Nazilerin Atom bombasını üreten ilk ülke olma olasılığı 1939 yazında Einstein ve fizikçi arkadaşlarını dehşete düşürmüştü!Albert Einstein imzalı mektubu aldıktan kısa bir süre sonra Başkan Roosevelt Kanada topraklarındaki Uranyum madenlerinin kiralanması talimatını verdi!

    “The Rise and Fall of the Third Reich” adlı üç ciltlik kitabında (1960) William L. Shirer (1904-1993) 1905’den 1931’e kadar on Alman Yahudisine bilime hizmetlerinden dolayı Nobel ödülü verildiğini hatırlatır…Almanya Yahudileri kovarak bilim alanındaki liderliğinden vazgeçmişti (Birinci Cilt: Sayfa 327)
    4-Almanya’nın Belçika sömürgesi Kongo’daki Uranyum madenlerini kullanarak atom bombası elde edebileceğini öngörerek endişeye kapılan dört fizikçi , Leo Szilard (1898-1964), Albert Einstein (1879-1955), Edward Teller (1908-2003), Eugene Wigner (1902-1995), bir araya gelerek 2 Ağustos 1939’da Albert Einstein’ın imzasıyla ABD Başkanı Roosevelt’e (1882-1945) ABD’nin atom bombası üretimi konusunda Almanlardan daha erken davranmasını talep eden bir mektup yazarak ABD’nin atom bombası üretim sürecini başlatmış oldular…Dört fizikçi başlangıçta mektubu Roosevelt’e ünlü pilot Charles Lindbergh’in (1902-1974) ulaştırmasına karar vermişti…Lindbergh hakkında başlangıçta dört fizikçi de çok az bilgiye sahipti…Lindbergh Roosevelt düşmanıydı, “Avrupalılar her zamanki gibi birbirlerini öldürürlerken Amerika Birleşik Devletleri bu kanlı savaşlara sadece seyirci olarak katılsın,” düşüncesine sahipti…Lindbergh tam bir Nazi sempatizanı ve Yahudi düşmanıydı… Einstein imzalı uyarı mektubunun Roosevelt’e ulaştırılması için uygun kurye arandığı günlerde Lindbergh’in yaptığı bir radyo konuşmasında ABD’nde gazeteler, radyolar ve haber ajanslarının (medyanın) Yahudi sermayedarların kontrolünde olduğunu söylediğini duyan dört fizikçi aradıkları kuryenin ABD’nin en ünlü pilotu olamayacağına karar verdi…Dört fizikçinin dünyadan haberi yoktu…Lindbergh Nazi Almanyasında Hitler kadar etkili olan hava kuvvetleri komutanı Hermann Göring tarafından kendisine sunulan bir madalyayla ödüllendirilmiş bir fanatik Nazi sempatizanıydı…O dönemde Google olmadığından ünlü fizikçiler ABD’nden Avrupa’ya uçakla giden dünyanın ilk pilotunun Nazilerle dostluğundan habersizdiler!
    Dört fizikçinin Almanya’nın atom bombası üreterek tüm dünya halklarını kölesi haline getirebileceği olasılığını dile getiren mektup ancak 11 Ekim 1939’da Roosevelt’e ulaştırılabildi…Mektubu Roosevelt’e Lehman Brothers’de ekonomist olarak çalışan Alexander Sachs (1893-1973) ulaştırdı… (Walter Isaacson tarafından yazılan ; Einstein kitabı; Sayfa: 478-492 arası)…

    Yönetmen Christopher Nolan filmlerinden bazıları:
    “Batman Begins-Batman Başlıyor” (2005) Bütçe: 150 milyon dolar Hasılat: 379 milyon dolar
    “The Prestige” (2006) Bütçe: 40 milyon dolar Hasılat: 109 milyon dolar
    “The Dark Knight-Kara Şövalye” (2008) Bütçe: 185 milyon dolar Hasılat: 1 milyar 37 milyon dolar
    “Inception -Başlangıç” (2010) Bütçe: 160 milyon dolar Hasılat: 829 milyon dolar Christopher Nolan’ın ücreti: 69 milyon dolar
    “The Dark Knight Rises-Kara Şövalye Yükseliyor” (2012) Bütçe: 250 milyon dolar Hasılat: 1 milyar 81 milyon dolar
    “Interstellar-Yıldızlar Arası” (2014) Bütçe: 165 milyon dolar Hasılat: 677 milyon dolar Christopher Nolan’ın ücreti: 20 milyon dolar
    “Dunkirk” (2017) Bütçe: 100 milyon dolar Hasılat: 526 milyon dolar Christopher Nolan’ın ücreti: 20 milyon dolar ve hasılattan % 20 pay
    “Tenet” (2020) Bütçe: 205 milyon dolar Hasılat: 365 milyon dolar
    Christopher Nolan’ın en çok sevdiği filmler:
    1. The Black Hole (1979) Gary Nelson
    2. Blade Runner (1982) Ridley Scott
    3. Chinatown (1974) Roman Polanski
    4. The Hitcher (1986) Robert Harmon
    5. 2001: A Space Odyssey (1968) Stanley Kubrick
    6. Lawrence of Arabia (1962) David Lean
    7. On Her Majesty’s Secret Service (1969) Peter Hunt
    8. Star Wars (1977) George Lucas
    9. The Man Who Would Be King (1975) John Huston
    10. Topkapi (1964) Jules Dassin
    11. A Clockwork Orange (1971) Stanley Kubrick
    12. The Shining (1980) Stanley Kubrick
    13. Full Metal Jacket (1987) Stanley Kubrick
    14. Lolita (1962) Stanley Kubrick
    15. Eyes Wide Shut (1999) Stanley Kubrick
    16. Barry Lyndon (1975) Stanley Kubrick
    17. Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964) Stanley Kubrick
    18. Spartacus (1960) Stanley Kubrick
    19. Paths of Glory (1957) Stanley Kubrick
    20. The Killing (1956) Stanley Kubrick
    21. Killer’s Kiss (1955) Stanley Kubrick
    22. Fear and Desire (1953) Stanley Kubrick
    23. Goldfinger (1964) Guy Hamilton

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz