Seni Tanıyorum

Tuhaf İlişkiler Ağı                                             

Titizlik takıntılılık çerçevesinde işlenmiş annelik ve bakıcılık meselesini  merkezine alan  hikayede kim kimi ne kadar tanıyor sorusunu sorduran psikolojik gerilim dizisi “Seni Tanıyorum”. Kast seçimi biçilmiş kaftan, her bir karakter oyuncunun üstüne tam oturmuş.  Oyunculuklar son derece iyi; özellikle bakıcı rolündeki Melis Sezen! Avrupa standardında bir dizi olmuş,  bir yandan da sanki “Ben bunu bir yerden hatırlıyorum” duygusu yaratıyor. Açıkçası bana üç-dört diziyi çağrıştırdı ama birebir aynı hikaye değildi. İzlenmeye değer bir Türk dizisi olmuş..

OrtaKoltuk Puanı:

 

Bazı hikayeler şöyle başlar : Kasabaya bir yabancı geldi, her şey değişti. Mekanı küçültecek olursak “Eve bir yabancı geldi artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı” diyebiliriz.  Asıl mesele eve gelen yabancı gerçekten yabancı mı? Netflix’te yayınlanan sekiz bölümlük dizi bizi duygudan duyguya sürüklerken annelik, bakıcılık sorunundan çok insan ilişkilerinin tuhaf sarmalında buluyoruz kendimizi…

Yönetmenliğini Mert Baykal’ın, senaristliğini Tuğba Doğan’ın  üstlendiği dizinin oyuncu ve karakterleri: Elçin Sangu (Funda) Melis Sezen (Nazlı), Ozan Dolunay (İlker) Cemal Hünal (Kemal) Efe Taşdelen (Emre)

Hikaye şöyle başlıyor : Eğitimli, kültürlü, sanatçı anne Funda çalışma hayatına geri dönmek için bebeğine bir bakıcı aramaktadır. Ancak gereğinden fazla titiz olduğu için kızını kimselere emanet edemez, sonunda yüzücü kursundan  Nazlı’yı gözüne kestirir ve yatılı bakıcı olarak eve alır.İlk bakışta yalnızca çocuğuna bakacak genç bir kadın olan Nazlı, kısa sürede evin dengelerini değiştiren, güven duygusunu kemiren ve karakterlerin kendileriyle hesaplaşmalarını sağlayan bir figüre dönüşür.

 

 İnsan en çok kendine mi yabancı?

Dizinin asıl meselesi bakıcı ile anne arasındaki güvensizlikten çok daha derinde. Annelik ile kadın kimliği, aile ile bireysellik, fedakârlık ile tutku arasındaki çatışma hikâyenin görünmeyen omurgasını oluşturuyor. Funda’nın yeniden resim yapma isteği, yalnızca mesleğine dönme arzusu değil; doğumdan sonra geride bıraktığı kendisini yeniden bulma çabası. Bu açıdan dizi, “iyi anne olmak” ile “kendin olarak kalmak” arasındaki o zor soruya dokunuyor. Kadının annelikten sonra kendi hayatına, bedenine, üretimine ve tutkularına ne kadar yer açabileceği sorusu, gerilimin altında sessizce büyüyor.. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta huzurlu görünen bir aile hayatının içinde küçük çatlakların büyümesi dizinin gerilim duygusunu besliyor. Burada yüksek sesli korkulardan çok bakışlar, suskunluklar, eksik bırakılan cümleler ve sezdirilen tehditler önem kazanıyor. Yönetmenin tercihi, gerilimi yalnızca olayların içine değil, karakterlerin arasındaki mesafeye de yerleştiriyor.

Dizinin etkileyici  yanı izleyiciyi sürekli “Kim haklı?” sorusuna değil, Kime inanmalıyım? sorusuna sürüklemesi. Çünkü burada hakikat tek bir karakterin elinde değil. Herkesin sakladığı, söylemediği ya da kendisinden bile gizlediği bir şey var. “Seni Tanıyorum” başlığı da tam bu noktada anlam kazanıyor: Bir insanı gerçekten tanımak mümkün mü? Birlikte yaşadığımız, sevdiğimiz, hatta hayatımızı paylaştığımız insanların iç dünyasına ne kadar nüfuz edebiliriz? Yoksa çoğu zaman karşımızdakini değil, onun hakkında kurduğumuz hikâyeyi mi tanıyoruz?

Bununla birlikte dizi, psikolojik gerilim türünün bazı bilindik yollarına da zaman zaman fazla yaklaşıyor. Gizem duygusunu diri tutmak adına bazı karakterlerin davranışlarının ve olayların gereğinden fazla uzatıldığı hissedilebiliyor. Yer yer seyircinin sezgisini hafife alan açıklamalarla karşılaşmak da mümkün. Oysa dizinin en güçlü anları, açıklamaktan çok susmayı ve seyircinin boşlukları kendisinin doldurmasını tercih ettiği anlar. Çünkü Seni Tanıyorum aslında bütün cevaplarını verdiğinde değil, sorularını çoğalttığında daha etkileyici oluyor. Sevişme sahnelerinin fazlalığı da hikayenin ana ekseninden kaymasına neden oluyor…

Dizi bize şu soruyu da sorduruyor. Funda kocasının itirafından sonra Nazlı’yı neden bakıcı olarak evde tutmaya devam etti. Normalde hiçbir kadın bunu kabullenmez ama söz konusu çocuğu ise ve iyi bakıldığına inanıyorsa  “Bebeğim her şeyden daha önemlidir” cevabı mı, yoksa çok daha derinde olan merak, arzu, tuhaf bir bağlılık mı? Diğer taraftan Nazlı’nın takıntılı hali de seyirciyi hep diken üstünde tutuyor. Duygularını bedeniyle anlatması soğuk intikamın ne zaman gerçekleşeceği hissini doğuruyor…Bu iki güçlü karakter arasında olan erkek karakterimiz İlker ise iradesiz, kaypak davranış gösteriyor. Bir bakıma kendi kız kardeşi ve annesi de dahil kadınların arasında  kalarak sallanıyor… Dizi, bu karakterlerin aileleriyle, geçmişiyle olan ilişkilerini de  mercek altına alarak hikayenin alt yapısını  dolduruyor. Dış seslerle karakterlerin kendilerini  sorgulamaları diziyi cazip kılan bir başka etken…

Özetle  Seni Tanıyorum, yalnızca eve giren gizemli bir bakıcının aile düzenini bozmasını anlatan bir gerilim dizisi değil. Daha çok, bir kadının annelikten sonra kaybettiği kendisini ararken karşısına çıkan başka bir kadın üzerinden kimlik, arzu, annelik, kıskançlık, sadakat ve güven kavramlarını tartışıyor. Bizi asıl huzursuz edenin bazen evimize giren yabancı değil, kendi içimizde uzun zamandır tanımadığımız taraflarımız olduğunu hatırlatıyor. Ve belki de dizinin en anlamlı sorusu şu: Bir başkasını tanıdığımızı düşünürken, aslında kendimizi ne kadar tanıyoruz?…

İyi seyirler….

Yönetmen : Mert Baykal

Senaryo : Tuğba Doğan

Kurgu : Kübra Kaytan, Ahmet Can Çakırca

Müzik : Cem Ergünoğlu

Oyuncular : Elçin Sangu, Melis Sezen, Ozan Dolunay, Cemal Hünal, Efe Taşdelen, Nergis Öztürk, Arbil Tabur, Mine Teber

Türkiye / Gerilim / 8 Bölüm 50 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz