Tavuk / Hen / Kota
Tavuk Can Derdinde, Kasap ise…
Çiftlikten kaçarak canını kurtaran tavuk için her şey güllük gülistanlık değildir. Artık kâr amaçlı ve haz odaklı insanların gazabı da yanı başındadır. “Tavuk”; çiftlikten, restorana, mülteci kamyonundan, başka tavuklarla olan münasebetlerine kadar bir tavuğun uzun serüvenini türlerin eşitliği prensibinden hareketle şefkatli bir bakıştan sunsa da senaryonun zaafları da göze batmıyor değil.
Tavuk Firarda
İnsan merkezli bakış yani “androposen devri”, günümüzde artık tartışmalı bir yaklaşım. Ta eski dönemlere, örneğin Aristo’nun kimi hayvanların duygu sahibi olduğuna dair düşüncelerinin üzerinden çok uzun süre geçse de bu dünyanın sadece insanların olduğuna ilişkin yaklaşımlar her zamankinden daha çok eleştiriye açık artık. Bunun sanata da yansımalarını daha sık görmeye başladık. Örneğin, bir köpeğin sahibine olan o büyük bağlılığını sinemaya aktaran “Hachi : A Dog’s Tale” filmindeki gibi hayvanlara salt şefkatli bakışın ötesinde artık öznenin tamamen hayvan olduğu filmler de gördük yakın zamanda. Bizden 2016 tarihli “Kedi”, Polonya yapımı bir eşeğin bir nevi hür olmak mücadelesini anlatan Jerzy Skolimowski’nin “EO”, bir şefkatten öte insan / hayvan türdeşliğini öngören yapımlardan bazıları.
Dünya Hayvanlar İçin Daha Zor
Bu hafta itibariyle vizyona giren, senaryosunda Zsofia Ruttkay ile imzası da bulunan Gyōrgy Palfi’nin yönetmen koltuğuna oturduğu “Tavuk” kimi yönleri ile bana yukarıda bahsettiğim “EO” filmini anımsattı. Film, endüstriyel bir çiftlikten kaçan, oradan oraya koşturan tavuğun hikâyesi ile açılışını yapıyor. Gerçekten de son dönemlerde sosyal medyada da sıklıkla gördüğümüz tavuklara bir nevi işkence edilen o acımasız anları gördükçe tavuğun kaçışı bizi mutlu ediyor. Benzin istasyonundan firar eden tavuk, acımasız insan güruhundan bir türlü kurtulamaz. Yumurtalarının peşindeki restoran sahibinden, mülteci avcılarına değin tüm kötülükler kahramanımız tavuktan esirgenmez. Hatta firari tavuk politik bir protesto eyleminin içinde dahi bulunmak durumunda kalır. Üstelik tavuk, sadece insanlarla değil kendi türdeşleriyle de mücadele halindedir. Yani orada da çarşı karışmıştır.
Almanya / Macaristan ve Yunanistan ortak yapımı olan “Tavuk”, sadece insanların hayvanlara yönelttiği düşmanca tavrı değil, insanın kendi türüne özellikle de yabancılara ve mültecilere yönelik zulmüne de ayna tutmakta. Ancak film ilerledikçe senaryonun tükendiğini ve sık tekrarlı yumurta çıkması gibi sahnelere saplandığını görmekteyiz. Öte yandan yönetmen beğendiği “Bolero”, “Ta Mavra Matia Sou” gibi sahneyle ilgisiz kimi müzik parçaları da ekleyerek yapımın etkisini arttırmayı amaçlamış. Kendi adıma bu yöntemi beğenmedim. Her şeye rağmen filmin bitiş jeneriğinde tavuklara bir kimlik verilerek başrolde gösterilmelerini, tavuk sahnelerindeki çevik kamera yönetimini ise beğendim.
Az Sayıdaki Salonda
Çeşitli festivallerde gösterilen “Tavuk”, insanın sadece kendi türüne değil hayvanlara da kötülükleri yapmada mahir oluğunu gösteriyor. Farklı türden firari tavuğun kaçış ve bilinçsiz hürriyet mücadelesini izlemek isteyenler bu hafta sınırlı salonlarda gösterilen “Tavuk”a şans vermeliler.
Yönetmen : György Pálfi
Senaryo : György Pálfi, Zsófia Ruttkay
Görüntü Yönetmeni : Giorgos Karvelas
Müzik : Szőke Szabolc
Oyuncular : Maria Diakopanayotou, Argyris Pandazaras, Yannis Kokiasmenos, Antonis Tsiotsiopoulos, Antonis Kafetzopoulos, Eleni Apostolopoulou, Eleni Apostolopoulou
Almanya-Yunanistan-Macaristan / Dram / 96 Dk.








