Terminatör : Kara Kader  /  Terminator: Dark Fate

Terminatör bildiğimiz gibi…

Yerli sinemamızda olsun, yabancı filmlerde olsun iddialı bir yapım (özellikle ticari!) beğeni kazanırsa doğal olarak, başta filmin yaratıcıları olmak üzere herkesin aklında bir ‘devam’ çekme fikri oluşur… Bu ‘devam’ bölümü eğer en baştan kurulmuş bir ‘Üçlemenin’ bir ayağını oluşturuyorsa genelde sonuç daha başarılı olur ve gereksiz bir ‘eklenti’ gibi durmaz.

Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan ‘Terminatör: Kara Kader’ başka bir deyişle ‘Terminatör 6’ olarak adlandırabileceğimiz film, aslında ne bir üçlemenin bir ayağı olarak tasarlanmış, ne de ses getirmiş bir yapımın ‘klasik’ bir devamı gibi duruyor. Film daha çok nerdeyse ‘ikon’ olmuş bir sinema karakterinin son ‘salvosu’ veya hüzünlü bir vedası hissiyatı veriyor. Her ne kadar bu ‘son adım’ ilk iki bölümün yarattığı heyecanı ve keyfi vermekten uzak olsa da, sonuç olarak karşımızda isminin bile merak uyandıracağı, belli bir ilgiyle izlenen bir yapım var.

Hatırlanacağı üzere Sarah Connor’ın 1997 yılında oluşacak ‘Mahşer Gününü’ engellemesinin ve insan ırkının kaderini belirlemesinin üzerinden uzun yıllar geçmiştir. Ancak günümüzde Mexico City’de babası ve kardeşiyle sakin bir yaşam süren Danielle (lakabı Dani) Ramos, hiç beklenmedik bir şekilde gelecekten gönderilen bir Terminatör’ün hedefi haline dönüşür. Bu olayın şokunu atlatamayan ve bir anda canını kurtarmaya çalışan Dani, en büyük yardımı, yine gelecekten, onu korumak amacıyla gönderilmiş kadın asker Grace ve Terminatör’lere karşı savaşını sürdüren Sarah Connor’dan alacaktır. Rev-9 modelindeki bu çok gelişmiş ‘Kötü’ Terminatör’e karşı mücadele etmeye çalışan Dani ve koruyucularının yolu diğer bir Terminatör olan T-800’le kesişir. Artık bu grubun tek amacı Dani’yi koruyabilmektir.

Devam değil, ‘Parça’ olmak…

Fransız sinema eleştirmenlerinin bazıları, efsane olmuş (veya efsane olma adayı), dünya çapında çok ses getirmiş ve kendi başlarına bir akım veya ‘ekol’ oluşturmuş filmlerden ve devamlarından bahsederken genelde ‘Saga’ veya ‘Franchise’ sözcüğünü kullanırlar. Her ne kadar tek başlarına anlamları ‘Destan’ veya ‘İmtiyaz’ olsa da, bu sözler sinema dilinde, bahsettiğimiz tarzda filmleri nitelendirmek için tercih edilir. Aklımıza, bu tanıma uyan ilk örnekler olarak ‘Starwars’, ‘Godfather’ veya ‘Alien’ serisi geliyor…

Çünkü bu filmlerin devamları genelde o kadar başarılı çekilmiştir ki nerdeyse her bölümler arasında ayrılamaz. ‘organik’ bir bağ hissedilir. Filmler 3 veya 4 bölüm de olsa genelde onları parça parça değil, bir ‘bütün’ olarak ele alırız. Kuşkusuz 1984 yılında çekilen ilk ve 1991 yılında çekilen ikinci ‘Terminatör’ de bu gruba girmeye ‘aday’ filmlerdi. Onları aday olarak nitelendirmemizin sebebine gelince: çok başarılı iki bölümden sonra araya epey bir zaman girdi ve sonrasında gelen ‘Terminatör 3: Makinelerin Yükselişi’(2003), ‘Terminatör 4: Kurtuluş’ (2009) ve ‘Terminatör: Genesis’(2015) pek beklentilerimizi karşılayamadı.

Başarılı ve kanlı bir açılış.

Terminatör 6’ ise aslında vaatkar bir başlangıçla açılıyor. İlk olarak Sarah Connor’ın eskiden öngördüğü ‘Kıyamet Günü’ ile ilgili düşünü anlattığı sahneleri tekrar izliyoruz. Ardından da bunu önlemesine rağmen yine de Conner’ın hayatını karartan bir olaya tanık oluyoruz. Tabii ki sürprizi bozmamak adına detayına girmeyeceğimiz bu olay hem filmin karanlık havasını güçlendiriyor, hem de izleyeceğimiz hikayeye ilginç bir açılım katıyor.

Ardından Dani’nin koruyucusu Grace ile birlikte kötü Terminatör Rev-9’la çarpıştığı şiddetli ve kanlı sekans da, seyirci olarak adrenalimizi üst seviyeye sıçratır nitelikte. Sarah Connor’ın olaya dahil olmasıyla tam kıvamına gelen film, ne yazık ki sonrasında tempo kaybediyor ve biz bir klasik ‘Kaçma-kovalama’ döngüsüne giriyoruz.

Kuşkusuz her ‘Terminatör’ filminde bu süreç gereklidir ama önce bir kamyonla (dozer kamyon karışımı) ardından bir helikopterle (Terminatör 2’ye selam!) son olarak bir uçakla devam eden bu takip sahneleri, kabul edilebilir bir abartıyı inanılmaz boyutlara taşıyor ve hikayeyi izlememizi zorlaştırmaya başlıyor. Eğer Terminatör 2’ye dönecek olursak, o filmde yönetmen James Cameron, o dönemki yeni özel efektleri filmin içine başarılıyla yerleştirmiş, bu efekt sekanslarını bir gösteriş veya teknik sergileme için değil senaryoyu güçlendirmek için kullanmıştı. Bu yeni Terminatör filminde ise bu mümkünken tersi bir tutum sergilenmiş gibi duruyor. Özellikle bir uçağın başka bir uçakla takip edildiği ve çarpıştırıldığı (!) sekans nerdeyse karikatürel bir hava taşıyor. Her şeye rağmen ‘Deadpool’ yönetmeni Tim Miller sonuç olarak becerikli bir yönetmen ve hikayeye belli bir tempo, heyecan ve merak katmayı başarıyor.

Bir Terminatör filminden bahsedince aklımıza ister istemez serinin vazgeçilmez yıldız oyuncuları Linda Hamilton ve tabii Arnold Schwarzenegger gelir. Hikayeye biraz geç de olsa katılan Arnold, bu sefer hem yaşının gerektirdiği ağırbaşlılığı göstermek, hem de biraz mizah katmak için farklı bir Terminatör profili çiziyor. Her ne kadar aksiyon sahnelerinde formunu koruyor gibi dursa da, sunduğu, emekliliği gelmiş, aile kurmuş, ‘perdeci’ gibi normal bir işte çalışan Robot portresi biraz hatıralarımızı yıkıyor. Doğal olarak onu 35 sene önce bıraktığımız yerde bulmayı bekleyemeyiz ancak bu mütevazi yaşam ve zaman içinde kazandığını ima ettiği ‘vicdan’ duygusu, ne filmin havasına ne de türüne uyuyor. Bizce Arnold’un artık bu karaktere veda ettiğini kanıtlar nitelikteki klasik güneş gözlüğünü takmaması ve filmle özdeşleşmiş ‘Geri döneceğim!’ lafını bu sefer olumsuz kullanması bunun için yeterli olurdu!

Ancak bizce yönetmen Miller burada senaryoya hoş bir dokunuş yapmış ve Arnold karakterini tamamen bir robot ‘kardeş’ gibi sunmamak için onu yine de nefret edilebilecek, geçmişinde çok gaddar davranmış biri olarak çizmiş. Dolayısıyla Connor’ın ona karşı (haklı bir dayanağı olan) kininin tekrar alevlenmiş olması ve onu yine bir ‘Baş düşman’ olarak görmesi hikayeye bir zenginlik ve boyut katıyor.

Neredesin Robert Patrick!

Arnold’un yumuşak ve Hamilton bu sert ve başarılı performanslarının yanında merak ettiğimiz bir diğer konu, tabii ki filmin baş kötüsü Rev-9’un performansı oluyor. Bu kötü Terminatör’ü canlandıran Gabriel Luna donuk bakışlarıyla ve büyük teknik başarıyla eklenmiş özel güçleriyle tehditkar ve karizmatik bir portre çiziyor. Ancak bizce hala ‘Terminatör’ serisinin en başarılı ‘Kötü’ karakteri ‘Terminatör 2’deki karaktere fiziki olarak ve beden diliyle tabiri caizse ‘cuk’ oturan Robert Patrick’in T-1000 karakteridir! Bu bölümün asıl kahramanı ve yeni ‘kurbanına’ hayat veren Natalia Reyes ve koruyucu görevini üstlenen Mackenzie Davis ise fena gözükmeyen ancak çok da hafızalarımızda yer etmeyecek performanslar sergiliyorlar. Bu arada filmin başkarakteri Dani’nin ‘hispanic’ daha doğrusu Meksikalı olması, bizce başkan Trump ve politikasına ufak bir gönderme değeri taşıyor.

Sonuç olarak, ‘Terminatör: Kara Kader’, ilk iki ‘Terminatör’ün gerisinde kalan ancak sonraki başarısız devamların ardından seriyi eli yüzü düzgün bir şekilde sonlandıran bir final bölümü. En azından Arnold’un gözü arkada kalmayacak!


Yönetmen : Tim Miller

Senaryo : David S. Goyer, Justin Rhodes, Billy Ray

Görüntü Yönetmeni : Ken Seng

Müzik : Junkie XL

Oyuncular : Arnold Schwarzenegger, Linda Hamilton, Mackenzie Davis, Gabriel Luna, Natalia Reyes, Edward Furlong, Diego Boneta, Brett Azar

ABD / Bilimkurgu-Aksiyon-Macera / 129 Dk.


OrtaKoltuk Puanı:

 

1 YORUM

  1. Neden bilmiyorum ama herkes gözlüğü almama sebebini Arnold’ın oynayacağı son film olarak yorumlamış ama alakası yok.T800 yani arnold ilk kez bu filmde robot yerine bir insanı oynuyor.Yani artık gözlüğe ihtiyacı olmayan bir aile babası.Ayrıca benzer bir durum t3 te de yaşanmıştı gözlüğü bırakma sahnesi ilk değil.Bunun yanında meksikalı başrolünde trumpla en ufak bir ilgisi yok.Linda t1 ve t2 de sürekli meksikalilarla irtibat halindeydi.Yani meksikalı konusu t1 2 ve 3 te de var.Hemde oldukça yoğun.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz