2019 Cannes Film Festivali

CANNES, MAYISTA SİNEMANIN KALBİNİN ATTIĞI YER..

Uluslararası film festivalleri arasında birincilik kürsüsünü 71 yıldır koruyan Cannes Film Festivali basının Olimpiyatlardan sonra en çok muhabir ile izlediği bir etkinlik. Sinema endüstrisine büyük katkıda bulunan bu festivalde dünya prömiyerleri yapılan sayısız film burada görücüye çıkar, sayısız sinema adamı burada yaptıkları çıkışlar ile adlarını duyurma fırsatını bulurlar. Bu saydığım sebepler yüzünden ‘Sinema dünyasının kalbinin Mayıs’ta Cannes’da attığı’ söylenir.

Görsel ve yazılı basından 4600 kişi, sinema endüstrisine mensup 35.000 kişi festivali izlemeye gelince, Cannes’ın 73 bin kişilik nüfusu 200 bin kişiye çıkar. Festivali hazırlayan organizasyon komitesine bağlı olarak çalışanların sayısı 850 kişi.

Önemli bir sıçrama tahtası görevi gördüğü için, yapımcılar filmlerini Cannes’daki yarışma programlarına alınması için seçici kurula müracaat ederler. Son 3 yılda bu rakam 1900 civarında idi.

Steven Spielberg 2013’te Cannes Film Festivali’nde jüri başkanlığı yapma teklifini almıştı. Spielberg bu teklifi kabul etmesini şöyle izah etmişti : “Cannes dünyanın dört bir tarafından gelen filmlerin buluştuğu zengin bir platformdur. Cannes’ın özelliği, olağanüstü yapıtların keşfedildiği bir buluşma noktası olması. Cannes Film Festivali yorulmadan sinemanın dünyanın evrensel lisanı olduğunu ispat etme işlevini ısrarla sürdürüyor.

FESTİVAL SON YILLARDA SİLAHLARIN GÖLGESİNDE

Cannes Film Festivali’ni 1966 yılından beri izliyorum. Bu beni Türk basınında bu festivale katılan yaşayan gazetecilerin en eskisi yapıyor.

Titiz bir seçki ile, festivalin 12 günlük süresinde sinema endüstrisinin ürettiği yılın kaliteli filmlerinin yarısını Cannes’da izlemek mümkün.

Bu iş eski günlerde çok kolaydı. Katılan gazeteci sayısı 900 ile sınırlıydı. Basına ayrılan bölümdeki mesaj kutularında gazeteciler sayısız kokteyl, yemekli resepsiyon davetiyeler bulurlardı. Aynı saate denk düşenler de vardı. Anlayacağınız o yıllarda festival günleri lokantaya para ödeyen gazetecileri döverlerdi.

Şimdilerde gazeteci sayısının 4600’e çıkması, ülkelerin ekonomik darboğaza düşmeleri ile, basın kutularına düşen davetiye sayısı çok azaldı. Yabancı basın onuruna ikinci cuma günü verilen, jüri üyelerinin de katıldığı açık hava öğle yemeği geleneği ise sürdürülüyor.

Son yıllarda terör olaylarının tırmanışa geçmesiyle, artık Cannes’da festival silahların gölgesinde yapılıyor. Fransa Paris’te yaşanan terör olaylarını, Cannes’a komşu Nice şehrindeki 2016 saldırısını unutmadığını göstererek, Cannes’da festival günlerinde olağanüstü tedbirler alınıyor.

Festival Sarayı’nın bulunduğu La Croisette tamamen trafiğe kapanıyor, polis sinema dünyasının ünlülerini taşıyan festivalin resmi araçlarından başkasına geçit vermiyor.

Festival Sarayı’na çıkan tüm ara sokak başlarındaki arama noktalarına, makineli tüfekleriyle gün boyu devriye gezen askerlere alışmış durumda festivalin konukları.

Gazeteciler Festival Sarayı’ndaki arama noktalarında 15 dakika geçirdiklerini bildiklerinden, filmi izleyebilmek için otellerinden daha erken çıkmaları gerektiğinin bilincinde.

CANNES’A GELMEYENİ DÖVÜYORLAR

Cannes müthiş bir fuar. Sinema sektörünün içinde bulunanlar seslerini duyurmak, ticari başarı yakalamak için festivalin yapıldığı mayıs ayını kollarlar. Filmini satmak isteyen de, kitabının veya müzik albümünün promosyonunu yapmak isteyen de, starletlerini yapımcıların gözünü sokmak isteyen emprezaryolar da, eskimekte olan unutulmuş, ikinci bir şans yakalamak isteyen şöhretler de mayıs ayında Cannes’a akın ederler.

Cannes’a gelen şöhretleri üç gruba ayırmak lazım. Birinci grupta Cannes’ın cazibesine, çekim gücüne kapılan Monako Prensesi Grace, Prenses Diana, Prenses Margaret gibi soylular var. İkinci grupta son filmlerinin promosyonuna katkıda bulunmak için Cannes’ı vitrin olarak kullanan Madonna, Beatles grubu, Michael Jackson gibi ünlüler örnek gösterilebilir.

Üçüncü grupta, ömrünün sonbaharına gelmiş, sanatına saygı duyulan, bir ödülle onurlandırılmak için Organizasyon Komitesi tarafından Cannes’a davet edilen, 7. sanata damgasını vurmuş dev isimler. Karizmatik sanatçı Charlie Chaplin, Bernardo Bertolucci bu grup için iyi örnekler sayılabilir.

Festivalin geleneklerinden biri de, eski yıllarda burada ödüller kazanmış, 7. sanatı onore etmiş dev yaratıcıların, ömürlerinin sonbaharlarında yapmış oldukları “vasiyet filmleri”ni programlarına almak.

Michalengelo Antonioni, Alfred Hitchcock, Federice Fellini, Alain Resnais gibi dev yaratıcılar bu türe örnek gösterilebilirler.

Yarışmaya katıldıkları ölümsüz filmleriyle Cannes’ı dünyanın en prestijli festivali yapan ünlü yönetmenler ‘saygı duruşu’ kapsamında buraya davet edilirler. Bunlar arasında Vittorio de Sica’yı, Orson Welles’i, François Truffaut’yu, Luchina Visconti’yi, Andrei Tarkovski’yi, Martin Scorsese’yi, Coen Kardeşleri, Luis Bunuel’i saymak mümkün.

 

7. SANATIN EN BÜYÜK YARATICILARI

Cannes’da beni en çok heyecanlandıran basın konferansı, 1973 yılında İngmar Bergman’ın yarışma dışı gösterilen “Çığlıklar ve Fısıltılar” sonrası Eski Festival Sarayı’nın ana salonuna alınan basın konferansıydı. Evvelce Cannes’da 3 kez ödül kazanan İsveçli ustanın, (eşi ve fetiş oyuncusu) İngrid Thulin ve Liv Ulman eşliğinde yapacağı basın konferansına ilgili o derece büyüktü ki, salona girebildiğim için kendimi çok şanslı hissetmiştim.

Sinemada Yahudi mizahının en önemli temsilcisi olarak gösterilen Woody Allen, Cannes tarihinin en çok sayıda yarışma dışı katılan yönetmeni sıfatının sahibi.

Seksenli yaşlarını sürdürmesine rağmen, yılda bir film yaparak üretkenliğini sürdüren ustayı Cannes galalarında hayatına giren kadınlarla görmek mümkündü: Diane Keaton, Mia Farrow, Soon-Yi Presin gibi.

Cannes’ın efsanevi başkanı Favre Le Bret’den görevi devralan Gilles Jacob, festivalin 60. Yılı için müthiş bir proje geliştirmişti. Beş kıtadan, 25 ülkeden davet edilen 35 yönetmen aynı sahnede buluşup, her biri üçer dakika sinema görüşlerini açıklayacak, aralarında sinemanın geleceğini tartışacaklardı.

Yaşayan sinema yaratıcılarının en ünlülerini aynı podyumda görmek hayatımın en ilginç deneyimlerinden biri olarak kalacak. Bu keyifli söyleşide, kendimi oyuncak mağazasına bırakılıp, “ne istersen seç” denilen bir çocuğa benzetmiştim.

Henüz 25 yaşında iken “Duel” ile ilk uzun metrajlı filmiyle katıldığı Cannes festivalinde gördüğüm, kısa boylu, kara kuru, gözlüklü, kasketli Steven Spielberg’i sinemanın harika çocuğu yapan yolun Cannes duraklarını yazarak, sinema serüvenini izlemek benim için keyifli bir süreç oldu.

Sinema tarihinin en büyük filmi olarak değerlendirilen “Yurttaş Kane”in yaratıcısı Orson Welles’i 1966 yılında, Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden François Truffaut ile kurdukları dostluğa tanık olmak ta heyecan vericiydi.

EN ÇOK ALKIŞLANAN FİLM

Cannes’daki yarım asrı aşan serüvenimde, galalarda en uzun süreli alkışlanan film, Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı”ydı. Aralarında Altın Palmiye de bulunan 6 ödülle bu festivalin gözde yönetmenleri arasında sayılan Nuri Bilge Ceylan’ın geçen yıl ülkemizi temsil eden ‘Ahlat Ağacı’nın galasında idim.

Filmin kapanış jeneriğinin ekranda belirmesiyle başlayan alkışlarla ışıkların yanmasıyla Ceylan ekibiyle ayakta karşılık veriyordu. Kendisini 2000 kişinin dakikalarca ayakta alkışlaması karşısında mahcubiyet gösteren Ceylan yerini terk ederek çıkış koridoruna yöneldi.

Festival direktörü Thiery Frémaux nezaketle yolunu kesip, Ceylan’dan alkışlara mukabele etmesini istedi. Film ekibinin salonu terkedip kırmızı halıya yöneldiklerinde alkışlar devam ediyordu.

En çok alkışlanan filmi yazıp en çok yuhalanandan bahsetmemek doğru olmaz. 1987 yılının Kapanış Galası Cannes tarihinde jüri kararlarının en çok protesto edildiği festivale tanıklık etti.

Yves Montand başkanı olduğu jürinin “Şeytanın Güneşi Altında” filmine Altın Palmiye Ödülü’ne oy birliğiyle layık gördüğünü ilan edince kıyamet koptu. Narsist, kaba, marjinal ve asosyal tavırlarıyla bilinen Maurice Pialat, ödülü elinde tutan Catherine Deneuve’ün yanından geçip, sağ yumruğunu kaldırarak protestocularla kendince karşılık verdi. Ödülü Deneuve ile vermek için sahnede bulunan Christophe Lambert’in elindeni mikrofonu kapan Pialat, kendisini yakalayanlara: “Siz beni sevmiyorsunuz. Diyebilirim ki, ben de sizi sevmiyorum” diye isyankar tavrını sergiledi.

NETFLİX’E CANNES’DA YER YOK

Sinema sanatının gelişmesi ve sinema endüstrisinin ayakta kalması için filmlerin sinema salonlarında izlenmesi gerektiğine inanan Cannes Film Festivali yönetimi Netflix’i bu yıl da boykot etmeyi sürdüreceğini açıkladı.

İki yıl önce Cannes yarışma programına Netflix’in iki filminin (Orja ve The Meyerowitz Story) alınmasını jüri başkanı Pedro Almodovar açıkça protesto etmişti.

Cannes yönetimi geçen yıl seçici kurulun Netflix filmlerinin yrışmaya alınmayacaklarını ilan etmişti. Bu yıl Netflix ile Cannes arasındaki görüşmeler sürse de festival yönetimiyle anlaşma yoluna gidilemeyeceği fikri ağır basıyor.

Netflix’e cephe açan önemli isimler arasında Steven Spielberg de var. Kendisi Netflix filmlerinin günün koşullarıyla Oscar yarışmasına alınmasına karşı çıkıyor. Netflix yapımı “Roma” çok kısa bir müddet için vizyona sokulup Oscar adayı olması sağlanmıştı. Spielberg sinemadaki vizyon süresinin üç ay olmasını istiyor.

Netflix’in bu yılki bazı ağır topları Cannes’da görücüye çıkma fırsatını bulamayacak. Bunlar arasında Martin Scorsese’nin “The Irıshman”ı, Steven Spielberg’in “Saplantı / Unsaine”, Noah Baumbach’ın Adam Driver, Scarlett Johansson’lu henüz adı konmayan filmi var.

Berlin ve Venedik festivallerinin Cannes’ın aksine Netflix’e karşı böyle bir uygulamaları yok. Geçen yıl “Roma” ilk çıkışını dünya prömiyerini yaptığı Venedik’te gerçekleştirmişti.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here