Film Ekimi 2

Francophone Sinemanın Büyük Çıkarması

Fransız dilinin ve bazı Fransız lehçelerinin konuşulduğu Francophone Ülkeler arasında Fransa Belçika, İsviçre ve Kanada’nın birer bölümü, bazı kuzey Afrika ülkeleri ve Latin kökenli Romence’nin konuşulduğu Romanya sayılabilir. Bu yıl Film Ekiminde Francophone ülkelerden gelen çok sayıda üst düzey film yer alıyordu.


YENİ BAŞTAN

Nicolas Bedos “La Belle Epoque / Yeni Baştan” (*****)

Oyuncu ve senarist Nicolas Bedos 2016’da, başrollerini, gerçek yaşamda da beraber olduğu Doria Tillier ile paylaştığı “Monsieur et Madame Adelman” ile yönetmenliğe de başarıyla el atmıştı. İkinci filmi, hayat arkadaşıyla birlikte Daniel Auteuil, Guillaume Canet ve Fanny Ardant gibi Fransız Sinemasının efsane oyuncularının rol aldığı, müthiş zeki, hem komik, hem duygusal, hem düşündürücü “La Belle Epoque / Yeni Baştan” adlı nefis bir güldürü. Altmışlı yaşlarında hem günümüz yaşamına ayak uyduramamış hem yaşam yorgunu Victor, oğlunun ısrarıyla şaşırtıcı bir deneyim yaşamayı kabul eder. Oğlunun yönetmen arkadaşı Antoine, stüdyolarda profesyonel bir oyuncu, makyaj, tarihçi ve set ekibinin yardımıyla, müşterilerine geçmişte istedikleri bir zamanı yeniden yaşatmaktadır. Victor, hayatının en anlamlı dönemine, 40 yıl öncesine, kendisini yenilerde kapıya koymuş olan, hayatının aşkıyla tanıştığı günlere geri dönmeyi seçer. Bir sözcük büyücüsü olan Bedos’un harika diyalogları, akıcı mizanseni ve harikalar yaratan oyuncu kadrosu ile Film Ekimi’nin en heyecan verici sürprizlerinden biri.


SAKLI GERÇEKLER

Hirokazu Kore-Eda “La Vérité / Saklı Gerçekler” (*****)

Çeyrek Yüzyıl önce İKSV Film Festivalinde “Maborosi” ile keşfettiğimizden beri bizi hiç hayal kırıklığına uğratmamış olan Japon yönetmen Hirokazu Kore-Eda, geçen yıl Altın Palmiye alan “Shoplifters / Arakçılar”ın ardından ilk kez Japonya dışında çektiği, Japonca olmayan bir filmle karşımızda. İlk kez 2019 Venedik Film Festivali’nin açılışında prömiyer yapan, Türkiye’de “Saklı Gerçekler” adıyla gösterilecek olan “La Vérité”, ünlü bir sinema oyuncusunun ABD’de yaşayan kızının, eşi ve küçük kızıyla, annesinin anı kitabının yayınlanması üzerine Paris’e gelmelerinin ve bu buluşmanın ardından kaçınılmaz olarak gelecek yüzleşmelerin öyküsü.

Kendisinden önce başkalarının da gözünü kamaştırmış olan bir kültüre, bir sinemaya ve bir kente büyülenerek bakan Kore-Eda, başrolünü bir yıldız oyuncuyu canlandıran bir yıldız oyuncunun üstlendiği bu filmde Paris’i bile geri plana alarak, yine aile içi dinamikler, nasıl yaşadığımıza ve yaşamımıza baktığımızda gerçek ile kurmacayı ayıran incecik belirsiz çizgi, geçmişte yaşananların yükü, yaşlanma gibi gözde temalarını irdeliyor. Film Fransızca da olsa, başrollerini Catherine Deneuve, Juliette Binoche ve Ethan Hawke da üstlense, filmlerinin hemen hepsinin yazan, çok az sayıda uyarlamasının da senaryosunu kaleme almış olan yazar yönetmenin karakterlerinin küçük dünyalarını “yalanları, gurur, pişmanlık, hüzün, neşe ve barışma çabalarıyla” gözlemlediği bu son filmi de has bir Kore-Eda yapıtı.

Yönetmenin bir dantel işlercesine gelişen sahnelemesinde, kendilerini bile aşan ünlü oyuncularından olağanüstü performanslar elde ediyor. Bir Kore-Eda karakterini yorumlarken, hem filmdeki hem acımasız, hem kırılgan, hem usta oyuncu Fabienne’i hem de gerçek Catherine Deneuve’ü oyunculuk skalasında harmanlayan Catherine Deneuve harika. Kızı Lumir’i canlandıran Juliette Binoche, Deneuve’ün gövde gösterisi karşısında ezilmeden, dört dörtlük bir iş çıkarıyor. Dilini bilmediği bu insanların içinde tüm sevecenliğiyle ve kendinden emin duruşuyla Ethan Hawke müthiş.


ODA 212

Christophe Honoré “Chambre 212 / Oda 212” (****1/2)

Tiyatrodan çocuk kitaplarına, sinemadan operaya birçok alanda yaratıcılığıyla parlayan Christophe Honoré, zamanın geçmesi ve aşkın yıpranması üzerine, Jacques Demy’nin büyülü gerçekçiliğine, Bertrand Blier’nin hınzır dehasına ve Alain Resnais’nin imgesel tiyatro uyarlamalarına zekice selam çakan bir filmle karşımızda.

20 yıldır evli olduğu eşini terk etmeye karar veren Maria fazla uzağa gitmeden, evinin karşısındaki otele, penceresinden evini, eşini, evliliğini ve (eski) hayatını doğrudan gözlemleyebildiği 212 numaralı odaya yerleşir. Doğru kararı verip vermediğini sorgulama fırsatı bulan Maria’ya, her konuda bir fikri olan birçok tanıdığı ve geçmişin hayaletleri öğüt vermek için sırada beklemektedir.

Özellikle teatral bir dekorda geçen bir aile dramını, hafıza, aşk, evlilik ve sadakat gibi değerlerle hınzırca oynayan müthiş eğlenceli fırtına gibi bir vodvile çeviren Honoré’nin müthiş oyuncu kadrosunun başını, bu filmle Cannes’da Belirli Bir Bakış En İyi Kadı Oyuncu Ödülünü haklı olarak alan fetiş oyuncusu Chiara Mastroianni çekiyor.


MATTHİAS VE MAXİME

Xavier Dolan “Matthias et Maxime / Matthias ve Maxime” (****)

Xavier Dolan’ın yirmili yaşlarının sonuna yaklaşan Quebec’li bir arkadaş grubunu gözlemleyen yeni filmi “Matthias ve Maxime”in çocukluktan bu yana çok yakın arkadaş olan iki başkişisi, bir arkadaşlarının kız kardeşinin yönettiği amatör kısa filmde rol aldıklarında öpüşmeleri istenir. Bu öpüşme sonrasında, aralarına alışık olmadıkları bir şüphe girecek, tüm arkadaşlıklarını ve ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalacaklardır.

Tekrar doğup büyüdüğü Quebec ortamına dönen Dolan, Maxime rolünü üstlendiği bu satırlar arasında gelişen duygusal dramında, erkekler arasındaki dostluk, yakınlık, cinsel belirsizlik konularına değinirken “Ben kimim? Bir başkası gibi mi davranıyorum?” gibi sorulara da cevap arıyor.

On yıl öce Cannes’a bomba gibi düşen “J’ai tué ma mère / Annemi Öldürdüm”den beri anne-oğul arasındaki sevgi / nefret ilişkilerine birçok filminde değinmiş olan Dolan, Anne Dorval-Dolan (“J’ai tué ma mère””), Nathalie Baye-Melvil Poupaud (“Laurence Anyways”) ve Anne Dorval-Antoine Olivier Pilon (“Mommy”)den sonra, otuz yaşına yeni girdiği bu yıl “Matthias ve Maxime”de karşımıza tekrar Anne Dorval’in oğlu olarak çıkıyor.


DERİ CEKET

Quentin Dupieux “Le Daim / Deri Ceket” (****)

Fransız müzisyen, DJ ve film yönetmeni Quentin Dupieux, sadece Fransa’nın değil dünya sinemasının bugüne kadar gördüğü en deli, komik, absürt ve gerçeküstü filmlerini yapan çılgın bir “auteur”.

Lastik”ten “Yanlış”, “Karakol” ve “Réalité”ye tüm filmlerinde gerçekliğin sınırlarını zorlamış olan Dupieux’nün bu son filminin tuhaf anti kahramanı yeni aldığı %100 deri özel tasarım ceketi üzerinden hiç çıkarmayan, ceketiyle konuşan dengesiz, takıntılı, psikopat Georges. Ceket dünyada kalan tek deri ceket olmayı, Georges da dünyada deri ceket giyen tek insan olmayı hayal ettiklerinden, Georges hem bu ortak düşü gerçekleştirmeye, hem de el kamerasıyla belgelemeye karar verir. Kayıp bir köyün tek otelinin tek müşterisi Georges’a otelin barmaidi Denise yardım eder. Kara komediden absürt bir snuff cinayet filmine dönüşen “Deri Ceket” acayip karakterlerin ve olmayacak durumların cirit attığı, tahmin edilebilirlikten son derece uzak, çılgınlığın bir tür şiirsellikle başarıyla dengelendiği benzersiz bir film. Ya benim gibi çok seversiniz, ya da nefret edersiniz. 25 Ekim’de Başka Sinema’da vizyona giriyor


EN GÜZEL YILLARIMIZ

Claude Lelouch “Les Plus Belles Années d’une Vie / En Güzel Yıllarımız” (****)

1937 doğumlu Claude Lelouch, bir “deha” olmasa da, etkileyici oyuncu yönetimi, başarılı müzik kullanımı, özenli çekimleri ve duygusal anları aktarmadaki ustalığı ile, hep belirli bir düzeyi aşmış bir sinemacı. Hem eleştirmenlerin hem seyircilerin beğenisini kazanmış birkaç usta işi çalışması da var. Bunların başında, büyük olasılıkla başyapıtı olan, 1966’da dünyayı sarsan kahramanlarıyla farklı ve taptaze bir aşk filmi, kimyaları müthiş uyuşan, gençlik ve çekiciliklerini doruğunda yakışıklı Jean-Louis Trintignant ile güzeller güzeli Anouk Aimée ikilisinin başrollerini paylaştığı “Un Homme et Une femme / Bir Kadın Bir Erkek” gelir.

Cannes’da Büyük Ödülü kazanan bu aşk öyküsü Lelouch’un bir türlü yakasını bırakmamış, 1986’da aynı oyuncuları “Bir Kadın Bir Erkek – 20 Yıl Sonra” adlı devam filminide bir aray getirmişti. Lelouch, öyküsünü filmografisinin en zayıf işlerinden olan bu filmle bitirmeye kıyamamış olsa gerek, ilk filmden 53 yıl sonra 49. Filmi “Les Plus Belles Années d’une Vie / En Güzel Yıllarımız”da, Fransız sinemasının bu efsane ikilisini tekrar bir araya getiriyor. “Tüm aşk hikâyeleri kötü biter” diyen 87 yaşına rağmen hâlâ dünya güzeli Aimée ile bir zamanlar âşık olduğu kadını hiç aklından çıkaramadığını inanılmaz sıcak bir gülümsemeyle verebilen 89’luk Trintignant, bize yeniden sevmenin, aşkın yaşı olmadığını hatırlatıyorlar.

Lelouch’un bu olgunluk dönemi çalışması, “Bir Kadın Bir Erkek” filmini bile aşan olağanüstü bir aşk filmi.

Auteuil, Ardant, Deneuve ve Binoche’un ardından Trintignant-Aiméee ikilisinin müthiş performansını izleyince insanın “ne varsa bu ihtiyarlarda var!” diyesi geliyor.


ISLIKÇILAR

Corneliu Poromboiu “La Gomera / Islıkçılar” (***1/2)

Filmlerinde alışılmadık bir mizahi tat Corneliu Porumboiu’nun yönettiği “La Gomera / Islıkçılar”, soygun filmi türüne yeni bir soluk getiren Romanya usulü müthiş eğlenceli bir kara film. Filmin konusu, çalınan 30 milyon avronun yerini öğrenmek için mafya babası Zsolt’u hapisten kaçırmak amacıyla, oraya özgü ıslık dilini öğrenmek için Kanarya Adaları’ndaki La Gomera’ya giden Romanyalı üçkağıtçı polis Cristi’nin başına gelenler. Porumboiu, öyküsünü silahlı çatışmaların ve kovalamacaların gırla gittiği nefes nefes bir tempoda anlatırken, türünün tüm klişeleriyle hınzırca dalga geçiyor.


ÖZGÜRLÜK

Albert Serra “Liberté / Özgürlük” (***1/2)

Liberté / Özgürlük”, kanımca Film Ekimi’nin en tartışmalı filmi. Günümüzün en radikal sinemacılarından, tarzından hiç ödün vermeyen Katalan yönetmen Albert Serra, 18. yüzyıl Fransa’sında ve devrim öncesi dönemde, Kral 16. Louis’nin katı ahlakçı hükümranlığından kaçan bazı asil sınıftan insanları izliyor. Ahlaki kural ve baskıların tümünü reddederek Almanya ormanlarına, hür düşüncenin savunucusu meşhur çapkın Walchen Dükü’ne sığınan asilzadeler, hazzın ve tensel arzuların peşine düşüyor. Karanlık bir ormanda tek bir gece boyunca geçen “Özgürlük” asilzadelerle günümüz gençliğini karşılaştırarak, kışkırtıcı, cesur, şok edici ve cüretkâr sahneleriyle günümüz ahlak tanımazlığını sert bir dille eleştiriyor. Cinsel fantezi ve sapkınlıkların, cinselliğin, şiddetin en aşırılarına çekinmeden giren, her tür dışkılamayı bile cinselliğin bir öğesi olarak göstere göster izleten Serra’nın filmi çok ilginç ama, izlenmesi epey rahatsız edici bir deneyim. Visconti’nin yakışıklı büyük aşkı Helmut Berger’in ahı da vahı da kalmamış hâlini izlemekse gerçekten üzücü.


ZOMBİ ÇOCUK

Bertrand Bonello “Zombi Child / Zombi Çocuk” (***1/2)

Saint Laurent” ve “Nocturama” filmlerinden tanıdığımız yönetmen Bertrand Bonello, “Tiresia” ye da “De la Guerre” gibi filmlerinde kimi fantastik öğelere de yer vermekten çekinmeyen ilginç bir “auteur”. Öldükten sonra dirilerek geri dönen Haitili köle Clairvius Narcisse’in “gerçek hikâyesinden” esinlenen “Zombi Çocuk”, hem fantastik sinemaya göz kırpan, hem de sömürgeciliğin acı dolu mirasını ve ırkçılığın hâlâ silinmeyen izlerini, aile sırları, doğaüstü, kültür, geçmiş, elitizm, kolektif hayal gücü ile tarih bilinci olgularına da değinerek sorgulayan bir film.


GENÇ AHMED

Jean-Pierre & Luc Dardenne “Le Jeune Ahmed / Genç Ahmed” (***)

Sinemada sosyal gerçekçiliğin öncülerinden, daha önce iki kez Altın Palmiye kazanmış olan Dardenne Kardeşler, bu kez Cannes Film Festivali’nde kendilerine En İyi Yönetmen Ödülü getiren “Genç Ahmed”de, ailesinin ve çevresinin çabalarını yok sayarak birkaç ayda benimsediği radikal görüş ve davranışlarında ısrar eden 13 yaşında Belçikalı Müslüman bir ergene odaklanıyorlar. Yazıp yönettikleri öyküde, aşırı dinsel bağnazlığı klinik bir vaka gibi ele almaları aldıkları ödülü fazlasıyla hak etse de, adım adım gelişen öyküde aceleye getirilmişçesine aniden gelen mutlu son epey rahatsız edici.


ALEV ALMIŞ BİR GENÇ KIZIN PORTRESİ

Film Ekiminde seyrettiklerimle ilgili izlenimlerim bu kadar.

Bu seçkide izleyemediğim ancak, başta dostum Atilla Dorsay olmak üzere sinema duygusunu paylaştığım birkaç arkadaşın izlenimlerine dayanarak verdikleri yıldızları bilgi kabilinden ekliyorum:

Céline Sciamma “Portrait de la Jeune Fille en Feu / Alev Almış Bir genç Kızın Portresi” (*****)

Robert Guédiguian “Gloria Mundi” (****)

Nicolas Pariser “Alice et le Maire / Alice ve Belediye Başkanı” (***1/2)

Cédric Cahn “Fête de Famille / Mutlu Yıllar” (***)

Justine Triet “Sibyl” (**1/2)

Olivier Assayas “Wasp Network” (**)

Arnaud Desplechin “Roubaix, une Lumiere / Suç Mahalli” (**)

Atom Egoyan “ Guest of Honour / Onur Konuğu” (**)

İra Sachs “Frankie” (**)

Bruno Dumont “Jeanne” (**)

Sadece yukarıda adı geçen “Deri Ceket” değil, izlenimlerimizi paylaştığım filmlerin çoğu önümüzdeki haftalarda vizyona girecekler. Haberiniz ola.

Hepinize iyi seyirler dilerim.

GLORİA MUNDİ
ALİCE ET LE MAİRE
MUTLU YILLAR
SİBYL
Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here