Hayatımın Şarkısı /  Power Ballad

İzlemesi keyifli, abartısız bir film

Orijinal adıyla Power Ballad ya da Hayatımın Şarkısı, düşük bütçeli, fazla sinematografik değil eleştirilerini bir kenara koyun  özellikle müzik dünyasında bir şekilde var olanların hiç yadsımayacağı türden, naif bir film. Müzikle ortalama bir ilginiz varsa bu filmden daha da keyif alırdınız.

OrtaKoltuk Puanı:

 

Sevgili orta koltuk okurlarımız, size ortalama bir bütçeli –ki bunun bir önemi olmadığını bilerek- naif ama izlemesi keyifli, abartısız bir film tavsiye etmek isterim desem ilk aklıma gelen film olurdu John Carney imzalı Hayatımın şarkısı.. Hele müzikle ortalama bir ilginiz varsa daha da keyif alırdınız. Afişe takılmayın, yönetmenin adını zor seçtiniz bir dünya  karışıklık yüzünden..

Yönetmen, senarist ama önce müzisyen İrlandalı John Carney  müzik sektörünün içinde yaşananları bildiği için hiç de yadırganmayacak bir eksende Power BaladHayatımın şarkısı“ filmini  müzik dolu filmler kariyerine eklemiş. Yönetmenin önceki filmlerinde de müzik dünyası etrafında gelişen olayları merkeze aldığı Hayatımın Şarkısı Once, Begin Again, Ballad of Wallis İsland gibi filmlerin tadında ancak beyazperde yerine, çeşitli platformlarda da yayınlansa izlenebilecek iki erkek başrollü bir film olmuş.

Düğünlerde şarkı söyleyerek daha çok 90 ların rock sularında gezen beş kişilik bir grubun solisti, eşi ve bir kızı olan aile babası Rick Power (Paul Rudd) gittikleri havalı bir düğünde, damadın arkadaşı şarkıcı Danny Wilson (Nick Jonas) ile sahne almak zorunda kalır. Böylece tanışmış olan müzisyen ikilinin birlikte geçirdikleri müzik dolu bir gece de bazı uyaranlarında etkisiyle Rick in hayatında çok önemli bir yeri olan, film boyunca da şarkı gelişirken çokça dinleyeceğimiz How To Write a Song (Withaut you), kariyeri açısından bir çıkış şarkısına ihtiyacı olan gençlerin sevgilisi Danny tarafından öğrenilir. Sevgilisinin dikkatini ilk olarak çeken duygusal eser, Danny ve açgözlü prodüktörü için yükseliş başlar..

Hayatlarına sihirli bir değnek dokunmuş, değneği tutan önemsizmiş gibi şarkı kitlelerin sevgisine mazhar olup dillere dolandıkça Grammy ödüllerine adaylık kapısına kadar gelirler. Mevcut konumunu korumak adına şarkının bir nevi üstüne yatan Danny arasıra  Rick’e hakkını maddi olarak teslim etme dürüstlüğünü göstermek istese de prodüktörü Mac Darling (Jack Raynor) in doymak bilmez iştahı yüzünden sistemin çarkları ne gerektiriyorsa ona göre yoluna devam eder. Sıradan hayatını samimiyetle sürdüren Rick ise şarkının kendisinden iyice uzak tutulduğunu öğrenir ve en büyük hatası da şarkının hiçbir kaydını bulamamış olmaktır. Beraber yola çıktığı grup arkadaşları da hatta eşi ve kızı bile bu kadar ünlü olan bir şarkının Rick’e ait olduğuna inanmak istemezler.

Rick’in itici gücü ise nihayet kızı 14 yaşındaki Aja (Beth Fallon) nın sonra da grup arkadaşı Sandy (Peter Mac Donald ) nin kendisine inanması olacaktır. Bundan sonra hesaplaşma Dublin’den Los Angeles’a kadar sürer. Sandy ile birlikte yaptıkları hoş bir plan sayesinden Rick  Danny ile yüzleşir. Buraya not düşelim, duygu adamları şiddeti bilmiyorlar aslında. Ortaya neredeyse komik mahalledeki ergen kavgası gibi aksiyon sahnesi çıkmış..

Ben kazanacağımı çoktan kazandım. sen olmasaydın, o şarkı olmazdı.“ işte sadece bu  kadar.. Bir şarkı yazılırken,  düzenlenip kitlelerin beğenisine sunularak büyük hayranlık kazandığı süreçte eserin yaratılmasında emeği geçenlerin  maddi manevi “helalleşememesi” yüzünden  gelişen olaylar dizisi filmin konusu. Hani çalınan ne ise denir ya ”çaldım”… Ama bir sor bakalım neden çaldım diye? İnsanoğlu değer verdiği şeyleri ne kadar riske atabilir? Sadece şarkı, şan, şöhret bir eser yaratmak olarak düşünmeyin aile, dostluk bunun gibi kavramlara da aynı soruyla yaklaşın ve düşünün ne kadar riske atarsınız? Nasıl korursunuz, değerlerinizi… Her şeyi kasaya koyup kilit altında tutamazsınız, söz konusu olan müzikse hele hiç…

Gönüllere dokunan o şarkıların doğum sancılarında neler yaşandığını bilsek, duygu dünyasında kopan fırtınaları algılayabilsek, yaratım sürecindeki derinliklerde tıpkı eser sahipleri gibi kaybolurduk. Her gün Spotify dan bir dokunuşla indirdiğimiz, şarkıların ne zor ortaya çıktığını bilsek, sanata ve sanatçıya daha çok saygı duyardık. Ve gerçek olan şu ki yapımcıların dediği gibi bir şarkı patladıktan sonra davası çok oluyor.. Menajerler, yapımcılar kötü insanlar olmayabilirler ama sistemin en önemli savunucuları. Çünkü “patladıktan” sonra eser artık pazarlama ürünüdür.  Eserin sahibi kimdir ve onu korumak için ne yapılmalıdır sorusu Carney’in gözünden bence çok doğru bir açıdan görülmüş. Yönetmenin bütün senaryo seçimlerindeki başat konu müziğin samimiyeti olduğu için bu filmde de olan biteni yargılamayacaksınız…

Orijinal adıyla Power Ballad ya da Hayatımın Şarkısı, düşük bütçeli, fazla sinematografik değil eleştirilerini bir kenara koyun  özellikle müzik dünyasında bir şekilde var olanların hiç yadsımayacağı türden, naif bir film.  Hayatımın şarkısı tam da işin özeti bir isim olmuş…  Şarkının ilk kez emekleyen bir bebek gibi doğuşundan Madison suquare’de ki dev konserde on binlerin coşkusuyla dillere düştüğü zaman aralığındaki güfte beste sahibi  onu hit yapan yorumcunun bir araya gelmemesi, prodüktör, endüstrinin diğer unsurları tarafından sürecin ticari metaa gibi algılanmış olması kimseyi memnun etmiyor. Bir şarkının iki dudağın arasından mırıldanarak doğuşundan hit oluşuna kadar yaşanan süreçte eser sahibi kimdir aslında sorusunun cevabını ararken, hoş bir aile filmine dönüşmek üzereymiş. Hatta bunu başarmış ama sert eleştirilerin odağı olmaktan da kurtaramamış kendini.

Bendeniz animasyonlarda bile hüngür şakır dökülen biri olarak sizi yanıltmak istemem ama Rick in karısı ve kızının yetersiz görülen sahnelerini çok de yerinde, tam da  sahici haliyle karşımda buldum. Hele o doğrucu Aja yok mu gençliğimizin tam vücut bulmuş hali. Hani umursamaz gibi görünüp, anne babalarının ebeveyni havasında öte yandan umurlarında değilmiş gibi davranıp aniden bir akıl oyunu ile sizi şaşırtıp taşı gediğine koyarlar ya işte o hesap…

Babasının müziğini ve heyecanlarını önemsemiyormuş gibi görünen Aja Rick’in arabanın teybinde çalınan şarkıya öfkesi yüzünden kaza bile geçirseler de Aja aile videolarından gezinirken hiç ummadığı bir anda babasının yıllar önce kendisine söylediği kaydı bulacaktır. Bu saatten sonra kanıt, ipucu gibi şeylerin önemi var mıdır, filmi izleyince siz karar verin.

Aslında Hayatımın şarkısı, gerçekte şarkılara kimin hayat kazandırdığı meselesine bakarken, gerçek bir olaya da dayanmış olabilir. Meraklıları araştırsın, anlatılan hikaye 90 ların sonunda ki benzer bir filmden ilham almış olabilir. Robbie Williams ın söylediği Angels şarkısı üzerinden de gelişmiş olabilir. Dublin’li genç müzisyen Ray Heffeman’la bir barda tanışıp doğaçlama müzik gecesinde doğan bu şarkı üzerinden Ray’e ortak yazar olarak bir miktar telif ödenmiş olsa da bir dizi filmdekine çok benzer sorun yaşanmış. AB kurallarına göre şarkı ünlendikçe başlangıçta ödenen paraya ek ödemeler gerekiyormuş. Bu olay filmin senaryosunu etkilemiş olabilir mi Carney’in bireysel bir açıklaması yok. Ama benzerlik dikkat çekici…

Danny şarkıyı bir aşk şarkısı olarak söylese de aslında Rick yıllar önce ailesini seçerek, uzaklara gitmeme kararı aldığı bir zamanda ailesine ithafen yazmıştır şarkıyı. Tıpkı Angels’ın düşük yapan sevgilisinin bebeği yerine artık bir meleği sevip kucaklayacağım demesi gibi. Hayranlar, bu iki olay arasındaki benzerliğe film hakkında yapılan hemen bütün yorumlarda yönetmen Carney sessiz kalsa da dikkat çekmişler.

Müzik de tüm sanatlarda olduğu gibi özünde samimiyet istiyor. Tek kişi dinlese de, iki kişi birbirine sarılıp dans etse de, kitleler meydanlarda çılgınca ayak uydursa da bir süre sonra sadece onu hisseden dinleyicilerin malı oluyor. Ve bu konuyla uğraşan tüm sanatçılara mesaj açık : ”sadece yapmak istediğin müziği yap bir gün oraya varacaksın“. Her zaman sahici olan kalıcıdır. Ve sanatçılar sömürü sisteminde, konumlarını koruyarak bu acımasız yaşam biçimine nasıl direnebilirler…

Aslında bütün bu film daha akılda kalıcı bir şarkı üzerinden yol alsaydı daha unutulmaz olabilirdi diye eleştirmek isterim. İnsanların rasgele filmler için sinemanın yolunu tutmak istemediğini artık iyice bildiğimize göre bunun gişeye daha büyük katkısı olabilirdi. Filmin ülkemiz dışındaki yetersiz gişesinin sebebi tanıtım eksikliği ve hatırı sayılır filmlerle çakışması olarak gösterilirken, ben filmi sanat eserinin yolculuğuna çıkarken ailenin ve dostluğun  kapladığı yeri göstermesi açısından verimli buldum…Tercih sizin..

Yönetmen : John Carney

Senaryo : John Carney, Peter Mcdonald

Görüntü Yönetmeni : Yaron Orbach

Kurgu : Stephen O’Connell

Oyuncular : Paul Rudd, Nick Jonas, Peter Mcdonald

ABD-İrlanda / Komedi-Dram-Müzik / 98 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz