The Warriors

The Warriors 1979 yılı, vizyona girdiği zaman, özellikle ülkesi Amerika’da oldukça ilgi görmüş ve içeriği dolayısıyla epeyce tartışmalı bir vizyon süreci geçirmiştir. Bugün filme baktığımızda, 80’ler ruhunu yansıtması ve renkli anlatım unsurları sayesinde, hala canlılığını koruyan bir yapım görmekteyiz. Bağımsız aksiyon filmleriyle ününü duyuran yönetmen Walter Hill’in en kilit işlerinden biri olduğu ise aşikar.

The Warriors, tür sineması/ ya da ticari sinema içerisinde değerlendirildiğinde önemli bir yer edinirken, bugün kült olarak anılmayı kesinlikle hak ediyor. Belirli bir zaman içinde filmin ünü sayesinde, filmle ilgili çeşitli uzantılar çıkmıştır ve çıkmaya da devam ediyor. Örneğin, ünlü oyun şirketi Rockstar Games tarafından 2005 tarihli bir video oyun uyarlaması yapılmış ve oldukça övgüler almıştır. Filmin ünü de böylelikle artmış. Syoo Seung-wan bu filmden referanslar aldığı 2006 tarihli Jjakpae (City of Violence) filmini çekmiş, hayata veda etmeden önce ünlü yönetmen Tony Scott ise 79 tarihli bu filmin yeniden çekimleri için planlar yapmaktaymış. Hali hazır da ise, yakında gelecek olan televizyon dizisi projesi de mevcut. Dizi uyarlamasını Hulu kanalının yapacağı söylenmekte.

                Sokak Serseriliğine Giriş

The Warriors daha açılış sahnesiyle, nasıl bir filmle karşılaşacağımızın sinyallerini veriyor aslında. Bir çizgi romanın kareleriyle başlayan sekans, Pers ve Yunanlıların savaşıyla ilgili ufak bir anlatı ve çizgi görselliği sunmasının ardından çizgi romanın sayfaları çevrilir ve günümüze, daha doğrusu o günün çete dünyasına geçiş yaparız. Bronx’da irili ufaklı 100 çete hakimiyet sürmekte ve her çete kendi alanını belirlemiş vaziyettedir. Bu çetelerin ateşkesini sağlamak üzere Cyrus adında ki büyük lider, tarafsız bölge olarak belirlenen bir stadyuma 100 çetenin her bir 9 silahsız üyesini davet etmiştir. ‘Normal’ insanların çoktan uykuda olduğu, gece yarısının ilerleyen saatlerinde stadyumu kaplayan büyük, vahşi kalabalık, Cyrus’un ağzından çıkacak cümleleri beklemektedir.

Cyrus, tüm çetelerin bir araya gelmesi sonucu, şehri hakimiyet altına alabilecekleriyle ilgili ateşli bir konuşma yapar; işte bu esnada orada bulunan bir çete elamanı Cyrus’u vurur ve suçu şehrin ta öteki yakasından gelen The Warriors elemanlarına atar. Böylelikle The Warriors üyelerinin eve dönüş yolunda ki adrenalin dolu hikayesine hızlı bir giriş yaparız. Film tek bir gecede başlar ve sabahın ilk ışıklarına kadar devam eder. Her bir sokakta karşımıza çıkan son derece kendine has, eksantrik diye nitelendirebileceğim başka, başka çete üyeleri, hızı asla bitmeyen kedi fare oyunu, araya giren müzikler ve çizgi roman dokunuşları sayesinde biz seyirci böylelikle tam bir lunaparkın içine çekilmiş oluruz.

Filmin yapım aşamasıyla ilgili birkaç not vermek gerekirse: Yapımcı Lawrence Gordon’ın bir kitapçı da gördüğü, kapağı yırtılmış bir kitaba göz gezdirmesiyle filmin sinemaya uyarlanma süreci başlamıştır. Bu kitap Sol Yurick adlı yazarın, ilk basımını 1965 yılında yapmış olduğu The Warriors adlı kitabıdır. Önceki yıllarda ”Hard Times (1975) ve The Driver” (1978) gibi filmlerde beraber çalıştığı Walter Hill’e projeyi götüren Gordon, yönetmenin: ”bu filmi pazarlamak çok zor olur’’ demesine karşılık, Walter Hill’i bir şekilde ikna etmeyi başarır. Hill, hikayeyi oldukça beğenmesine rağmen, beyaz perdeye işi nasıl geçireceğine dair kuşkular duymaktadır. Bu süreçte senarist David Shaber ile birlikte filmin senaryosunu beraber oluşturmaya koyulurlar. İlk düşünülen hikaye taslağında, bir western filmi formatı oluşturulmuş.

Hikaye bunu uygun olsa da, bütçe buna el vermeyeceğinden, zamanı belirsiz, yakın gelecek olarak biçimlendirilen bir şehirde, çeteleri konu alan bir yapım olması kararlaştırılmış. Böylece film kendi evreninde tutarlı ve kendine ait bir gerçekliğe kavuşmuş. Karanlık, distopik ve çizgi romanvari karakterleri gördüğümüzde garipsemememiz, hikayenin bize bu duyguyu en baştan vermesinden kaynaklı. Oldukça ilginç  karakterler karşımıza çıkabiliyor. Mesela yüzleri boyalı ve ellerinde beyzbol sopası olan, The Baseball Furies çetesinin kaynağı Walter Hill‘in beyzbol tutkusu ve Kiss grubuna (ve glam rock akımına) olan sevgisinin bir etkisiymiş. Tüm bunlar filmin zamansız olmasını sağladığı gibi, zaman içinde de filmin kült olarak nitelendirilmesini sağlayan önemli detaylardan biri aynı zamanda.

Filmde büyük bir aksiyon ya da şahane dövüş sekansları içermemesine karşın, çoğu seyircinin geriye dönüp baktığında hatırlayacağı yegane şey filmin hızlı temposu olacaktır. Burada biraz durmak istiyorum çünkü Walter Hill’in hikayeyi anlatırken kullandığı yöntemler filmin gelecekte ki kaderini de belirliyor. Öncelikle film bizi o güne kadar pek görmediğimiz (günümüzde ise bir dolu benzerlerine rastladığımız) çizilmiş/çizgi roman karakterinden, gerçek karakterlere geçiş yapan kurgusuyla şaşırtıyor. Walter Hill’in çizgi roman sevdası filmin bu alanda öncül bir yapım olmasını sağlamış.

Filmin bir başka meziyetli olduğu konuysa, yönetmenin tercih ettiği estetik dokunuşlar: The Warriors’un hızlı temposu, aralara giren müzikler sayesinde yumuşatılmış. Mavi renk paleti ve 80’lerin alameti farikası olan neon ışık kullanımı dolayısıyla, filmin gerçek dışı, paralel bir New York şehrinde geçtiği vurgulanmış. Böylece hikayenin rahatsız edici metni, sokak serseriliği ya da şiddet gibi unsurları, yerini plastik, karanlık ama renkli, bir dünyanın içine yumuşakça bırakıyor. Unutmayın ki izlediğiniz şeyler sadece bir popcorn eğlencesi diyor aslında Walter Hill.

Bir başka altını çizmekte fayda duyduğum konu ise, neredeyse filmde bir arzu nesnesi ya da bir fetiş unsuru olarak sunulan, metro/metro istasyonları olacaktır. Bildiğiniz gibi 80’ler Hollywood filmlerinde çokça karşımıza çıkar metro sahneleri. Örnek vermek gerekirse metroya çizilmiş graffitiler, punklar, sokak serserileri vs. Bunlar filmin dokusunu beslediği gibi, her daim filmini ürkütücü birer nesneleridir. İşte şimdi neredeyse tüm filmi böyle bir ortamda, böyle bir gecede, o karakterlerin dünyasında geçtiğini düşünün. Bu sefer sokak serserileri, asıl kahramanımız tarafından haklanması gereken bir figüran değil, ana karakterlerimizin ta kendileri! Ve metro istasyonları da kahramanlarımıza ve biz seyirciye ev sahipliği yapmakta. Walter Hill o zamana kadar sinemada birer tehdit unsuru olarak görülmüş ve sunulmuş sokak serserilerine nesnel bir bakış açısıyla bakmak istediğini söylüyor. Bu filmi yaparken de en büyük motivasyon kaynağı bu fikirmiş.

The Warriors, Walter Hill’in müthiş bir başarısı sayesinde kısıtlı sürede çekimleri tamamlanmış ve 4 milyon Dolar gibi düşük bütçesine karşılık, toplamda 20 milyon Dolar civarı kar elde etmiş. Vizyona girdiğinde oldukça ilgiyle karşılanıp, gişede ki iyi sonucuna rağmen tepkilerden de nasibini almıştır. Öncelikle eleştirmenler filmi pek olumlu karşılamamışlar, hatta kimilerince kaba ve erkek şiddetini, ‘popcorn’laştıran, ‘saçma’ bir iş olarak tanımlanmış.

Vizyona girdiği zamanda epey tartışmalara sebep olmuş, hatta gerçek çeteler tarafından şiddet olaylarının yaşanması ve gelen tepkiler sonucu, filmin yapım şirketi Paramount, kışkırtıcı reklam kampanyasını durdurmak zorunda kalmıştır. Ayrıca neredeyse ilk haftadan filmi vizyondan çekmeye kadar güç bir durumla karşı karşıya kalınmış. Lakin filme olan yergiler, zamanla yerini övgülere bırakmıştır. Tüm dünyada bugün hali hazırda, filmin çok güçlü bir hayran kitlesinin olduğunu söyleyebilirim. Hatta aktörlük geçmişi de bulunan ve 80’ler boyunca Amerikan başkanlığı yapan Ronald Reagan’ın filme olan hayranlığı epey konuşulmuştur.

Filme çok şey katan aktörlerden kısaca bahsetmek gerekirse; kadronun tamamı tanınmayan genç oyunculardan oluşmaktadır. Birçoğu o zamana kadar oyunculuk bile yapmamış. Bugün içlerinden en bileneni aktör, James Remar olsa gerek. Küçük bir dipnot: Başarılı aktris Debra Winger daha ünlü olmadan önce bu filmde ufak bir rolde gözükmekte ve efsane aktör Robert De Niro neredeyse zamanında bu filmin kadrosuna katılacakmış.

Sonuç olarak The Warriors kendi kurallarını koyan ve bugün bile tazeliğini koruyan eğlenceli bir seyirlik. Bu saymış olduğum etkileri göz önünde bulundurulduğunda, 80’li yıllardan bu yana kült statüsünü hakkıyla edinmeyi başarmıştır. Tek bir gecede olayların geliştiği, eğlenceli, karanlık ve zamansız, sokak serserilerinin gözünden bir eve dönme yolculuğu olarak hafızlarda yer edinmeyi başarıyor.

Yorumlayan : DAĞHAN ÖZEK

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here