Gaav  /  İnek

TÜRLER ARASI İNANCIN EN SAF VE DELİ HALİ..

Sinamaseverler için İran sineması demek bir nevi İran Devrimi sonrasındaki sinema demek. Asghar Farhadi, Muhsin Mahmelbaf, Abbas Kiarostami, Cafer Penahi gibi seçkin İranlı yönetmenler, özellikle sansürün de etkisi ile sembolik, poetik, şia geleneği içerikli ve dolaylı bir dili tercih etmişlerdir. Ancak 1979 İran İslam Devrimi öncesinde de ülkede önemli bir sinema birikimi bulunmaktaydı. İlk dönem emekleme sıkıntıları sonrasında İran sineması, bilhassa 60’lardan sonra, bir atılım içine girmişti yeni bir dil ve yönetmenler kuşağı denilecek bir estetik yönelim olarak. Bunlar arasında en başta sayılması gereken isim kuşkusuz Dariush Mehrjui‘dir.

Yönetmenin çektiği ikinci film olan 1969 tarihli Gaav (İnek) filmi, Asghar Farhadi‘nin 2016 yılında Cannes’da ödül töreninde yaptığı konuşmada, İran’ın Arthur Miller‘ı olarak takdim ettiği yazar Gulam Hüseyin Saedi‘nin 1964 yılında yayınlanan “Bayel Ağıtçıları” isimli kitabının bir öyküsünden uyarlanma. Gulam Hüseyin Saedi Türk okurları tarafından eserlerinin bir kısmının dilimize çevrilmesi nedeniyle bilinmeyen bir yazar değil. Filme konu edinen eseri dışında “Dendil” ve “Top” isimli kitapları da ülkede bilinen bir yazar. Gulam Hüseyin doğal halk dilini yerli yerince kullanma ve susmanın bir haykırışa uzanan boyutu ile Doğu’dan yükselen bir yıldız. İşte Gaav filmi böyle bir eser ve nitelikli bir yönetmenin eli düzgün bir yapıtı.

Çok beğenilen ve İran dışında da görüşleri oldukça etkili bulunan düşün insanı ve zor beğenen Ali Şeriati‘nin de olumladığı filme geldiğimizde, filmin mekan fonu olarak köyü kullandığını, bu durumun film boyunca hiç aksamadığını görürüz. Ancak bu hiç de huzurlu bir köy değildir, bunu ilk sekanslarından itibaren hissederiz. Köyün delisinin köy ahalisi tarafından tahkir edilmekten öte, fiziksel şiddete hemen ilk sahnede maruz bırakılması, bizi baskın olumsuz hava içerisine hemen sokması için yeterlidir. Sonra filmin ana kahramanı olan Hassan (Ezzatolah Entezami) karakterini tanımaya başlarız. Hassan köyün diğer ahalileri gibi çok fakirdir. Biraz tuhaftır, ineğini o kadar sever ki, bu sevgi öpme, yem vermeden öte konuşma, bir arkadaş gibi görme boyutundadır.İneği o şiddet sever köy çocuklarından da korumayı bilir, gözünün önünden hiç ayırmaz.

Bir de köyün dışındakiler vardır. Bunlar Bolouriler’dir, tepenin ardındaki insanlar, yüzleri seçilmez, ne zaman çıkacakları da belli olmaz. Bolouriler’e ilişkin sahneler film boyunca bende 2012 yapımı usta yönetmen Emin Alper‘in çok beğendiğim “Tepenin Ardı” filmini hatırlattı. Bolouriler mal hırsızlarlar, ama örneğin Yaşar Kemal romanlarındaki eşkiyalar gibi de değildirler. Korkutuculukları farklıdır, bu korku tüm köye sinmiştir. Kimi okumalarda ve filmin Şah döneminde yasaklanmasının nedenleri arasında da görüldüğü üzere bunlar bir nevi rejim görevlileridir. Ancak biz yine lineer ve düz anlatıma uygun bir şekilde ilerlediğimiz takdirde görürüz ki, Hassan işi için köy dışına gittiğinde ineği aniden ölür. Ancak Hassan nihayetinde bir gün sonra gelecektir ve bu acı gerçeği ona köy halkı nasıl söyleyecektir? Mesele çok büyüktür! Köylülerin ve muhtarın aklına ineğin kaçtığı yalanını uydurmak gelir. Bu şekilde durum belki de bir süre de olsa idare edilecektir. Hassan geldiğinde bu yalanı söylediklerinde, Hassan buna inanmaz, ona göre inek hiçbir şekilde onu terk etmez.

Filmin ilerleyen aşamalarında ise Franz Kafka’nın “Dönüşüm” romanındaki “Gregor Samsa” karakterinin hamam böceğine dönüşmesi misali, Hassan’da kendisini inek olarak görür. Hassan tıpkı bir inek gibi böğürür, yem yer, ahıra kapanır. Onun bu durumuna üzülen köylülere ise dönüşen bir inek olarak “Hassan beni damda Bolouriler’den koruyor” der. İneğin ölümü nasıl insan Hassan tarafından inandırıcı gelmemiş ve onun sadakatine sonsuz güveni varsa, bir nevi bunun karşılığı olarak kendisi de rolleri değiştirir ve bir inek olarak, onun sadık haline inanan Hassan’ın koruyuculuğuna sığınır. İnek esasında ölmüştür, köylüler onu gömmüştür, Hassan rolleri değiştirmiştir.

Felsefedeki başkalığın, ötekinin, özne-nesne ilişkisinin bir anda ters yüz edilmesi ve postmodernite’nin aklı yok etmesi benzeri bir tuhaf örgü başlar. İnek asla Hassan’ı terk etmediği gibi, Hassan da bir nevi delirerek Hassan-inek yer değişikliğini, sistemin tersine bir şekilde işletmiştir. İnek olarak Hassan kendisine gittikçe zarar vermeye başlar. Burada başa dönülür, Foucault’nun “Kliniğin Doğuşu-Büyük Kapatılma” eserinde belirttiği gibi, film bir geriye dönüşle, yani köyün delisinin değirmene kapatılması benzeri, Hassan’ın da köyden tecriti şeklinde köy ahalisinin, yani minör iktidarın bir karar sürecini işlettiğini görürüz. Hassan o derece inek rolüne bürünmüştür ki, arkadaşı olan Eslam’ın kendisine “yürü seni hayvan” demesi bir bakıma bu dönüşümün artık en aklı başında kişi tarafından dahi kanıksandığını gösterir.

Film’de Hassan karakterini canlandıran ve maalesef geçen sene kaybettiğimiz büyük oyuncu Ezzatollah Entezami‘den okullarda ders olarak okutulmaya elverişli müthiş bir oyunculuk gösterisini görüyoruz. Ayrıca filmin Hormoz Farhat eli ürünü otantik İran müziği de filmin niteliğiyle uyumlu. Film ciddi bir sansürden sonra katıldığı Venedik ve Berlin Film festivallerinden zamanında bir çok ödülle dönmüştü. İzleyenlerin bir Pier Paolo Pasoloni, Federico Fellini, Luchino Visconti gibi İtalyan Yeni Gerçekçilik sinema öz ve estetiğini hemen hissetmesi mümkün bu film, bu özelliği nedeni ile İran Yeni Gerçekçilik akımının ve gerçek anlamda İran sinemasının başlangıçlarından sayılmıştır.

Özellikle sansürün yoğunlaşması ile birlikte bu gerçekçi dil 80’li yıllardan sonra İran sinemasında şiirsel ve simgesel bir dile kayış gösterse de, ilk dönem bu film örneğinde olduğu gibi temsilcileri ilk temsillerin izini takip etmişlerdir. 1969 tarihli olup, bu sene 50. yılını tamamlayan bu nitelikli filmi mutlaka her sinemaseverin izlemesi gerekir. Bu kalite ölçütü dışında ayrıca izlenmesi gerekir ki, İran sinemasını yalnızca devrim sonrası örnekleriyle sınırlamamak, tarih sarkacını daha da gerilere götürerek, sinemanın kadim İran kültürünün bir parçası gibi çok daha evveliyatının bulunduğunu bilmek için de…

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here