Kurtuluş

İKİ AŞİRET ARASINDAKİ ÇATIŞMA

Emin Alper’in Gümüş Ayı Ödüllü “KURTULUŞ”u vizyonda

Film, Batmanla Mardin arasındaki ücra bir dağ köyünde 2 aşiret arasındaki toprak çatışmasına odaklanıyor. Ülkesinin toplumsal sorunlarını filmlerinde işlemeyi ilke edinen sorumluluk sahibi bir sanatçı olarak, Emin Alper yalnız bireysel çatışmaları değil, aynı zamanda toplumsal hiziplerin yarattığı travmayı, iktidar ilişkilerini ve ötekileştirmeyi inceleme konusu yapıyor. Filmin eleştirilecek yönleri, anlatının yavaş ilerlemesi, daha fazla ritme ihtiyaç duyması ve süresinin uzunluğu

OrtaKoltuk Puanı:

 

Emin Alper’in 5. uzun metrajlı filmi “Kurtuluş” bu yıl Berlin Film Festivali’nin 2.lik ödülü olan Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü’nü kazandı. Bu festivalin tarihinde ilk kez Metin Erksan‘ın “Susuz Yaz”ı 1964’te Altın Ayı Ödülünü kazanmış, Fatih AkınDuvara Karşı” ile 2004’te aynı ödüle kavuşmuştu. Semih Kaplanoğlu’nun “Bal”ından (2010) 16 yıl sonra İlker ÇatakSarı Zarflar” ile Altın Ayı Ödülü kazanan 4. Türk oldu. “Kurtuluş” sıcağı sıcağına vizyona girdi. “Sarı Zarflar” ise 27 Mart cuma vizyona girecek.

Uluslararası sinema çevrelerinde büyük prestije sahip bir ödülü kucaklayan “Kurtuluş”un merkezinde toprak ve güç mücadelesi vardır : Film köylerine zenginleşerek geri dönen Beraziler ile bölgede güç sahibi ancak gittikçe fakirleşen Hazeran aşireti arasındaki çatışmada, sadece bir toprak mücadelesi değil, iktidar, aidiyet, geçmişle yüzleşme, toplumsal gerilim gibi derin temalara odaklanıyor. Bu bağlamda film, bir yandan kırsal Türkiye’deki sosyal dinamikleri işlerken, diğer yandan bireylerin, toplulukların ve tarihin neden olduğu travmalarla yüzleşmesinin mümkün olup olmadığını sorguluyor.

ETKİLEYİCİ SIKIŞMIŞLIK DUYGUSU

Film konusunu gerçek bir olaydan esinlenen, (2009’da bir Kürt köyünde 40 kişinin öldürüldüğü evlenme töreninden) , Mardin ile Batman arasında geçen bir toprak çatışmasını anlatıyor. Korucu Hazeran aşiretiyle yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları köylerine geri dönen Bezariler arasındaki çatışmayı odağına alıyor. Yıllarca süren sürgünün ardından bir aşiret, Türkiye’nin ücra bir köyüne geri döner ve uzun süredir devam eden bu husumeti yeniden alevlendirir. Topluluk içinde dini vizyonlarla yönlendirilen Mesut’un (Caner Cindoruk) giderek artar. İnançları onu kardeşinin otoritesini sorgulamaya iter. Gelenek, inanç ve iç çatışma arasında kalan Mesut, klanın hayatta kalmasını sağlayacak bulmaya zorlar. Film baştan sona gergin bir atmosferde, tekinsiz rüyaların körüklediği bir iktidar mücadelesini ve “kurtuluş” vaadinin peşinden giden bir köyün hikayesini anlatıyor.

Emin Alper’in önceki 4 filminde olduğu gibi “Kurtuluş” da gerilimi ve belirsizliği ustaca kullanarak izleyiciyi anlattığı hikayenin içine çekiyor. Ülkesinin toplumsal sorunlarını filmerinde işlemeyi ilke edinmiş, sorumluluk duygusuna sahip bir sanatçı olarak Alper, yalnız bireysel çatışmaları değil, aynı zamanda toplumsal hiziplerin yarattığı travmayı, iktidar ilişkilerini ve ötekleştirmeyi inceleme konusu yapıyor. Sinema dünyasının 3 büyük festivalinden biri olan Berlin’de Gümüş Ayı Ödülü kazanarak, filmin uluslararası ölçekte tanındığını ve değer gördüğünü gösterir. Alper aynı başarıyı 2015 Venedik Film Festivali’nde göstermiş, kariyerinin 2. filmi olan “Abluka” ile Özel Jürü Ödülünün sahibi olmuştu. Aynı festivalin 2 büyük ödülünü paylaşan “Sarı Zarflar” ile “Kurtuluş” Türk sinemasının politik ve sosyal temalı anlatılarını öne çıkardı. Bu durum, Türkiye kökenli hikayelerin uluslararası arenada ses getirdiğini ortaya koydu.

2026 Berlin Film Festivali sosyal gerilimler, iktidar çatışmaları ve toplumsal konular gibi güncel temalara odaklanan filmleri öne çıkardı. “Kurtuluş” da konusunun toplumsal ve psikolojik derinliği sebebiyle Wim Wenders başkanlığındaki jüri tarafından takdir edildi. Festivalin genel olarak sosyopolitik içerikli, sanatsal derinliği yüksek filmleri ödüllendirme eğiliminde olması da “Kurtuluş” gibi yapımların ödül listesinin üst sıralarında yer almasına katkı sağladı. Emin Alper’in inşa ettiği karakter odaklı anlatımının özellikle tarihsel ve duygusal bağlamda etkileyici olduğunu söylemek mümkün. Filmin insan doğasındaki mülkiyet, hırs, delilik gibi evrensel temaları işlemesi yalnız Türkiye’ye özgü değil, evrensel bir meseleye de ışık tutuyor. Film Türkiye’nin dokusundaki derin toplumsal kırılmaları sinema diliyle evrensel izleyiciye aktarmış oluyor.

İKTİDAR SAVAŞI, GEÇMİŞLE YÜZLEŞME

Filmin eleştirilecek yönleri, anlatının yavaş ilerlemesi, sinematik anlatımda zaman zaman durgunlu yaşanması ve süresinin uzun olması. Özellikle 2. yarısında filmde olaylar ağır ilerliyor, anlatı yavaşlama yaşıyor, film daha fazla ritme ihtiyaç duyuyor. “Kurtuluş”un Alper’in en iyi filmi olduğunu düşünmüyorum. Ben “Kurak Günler” ve “Kız Kardeşler”i daha çok beğenmiştim. Ancak Alper’in senaryosundaki müthiş finaldeki “ikiz kızkardeş” buluşuna şapka çıkardım. Filmde bir şeyh, rakip bir kabilenin atalarından kalma topraklarını geri almak için geri dönmesiyle bölgesel bir anlaşmazlıkla karşı karşıya kalıyor. Bölgesel şiddet olaylarının ardından tırmanan çatışmayı nasıl ele alacakları konusunda 2 kardeş anlaşmazlığa düşer. Bölgesel terörizmin damgasını vurduğu şiddet dolu bir dönemin ardından, Hazeran kabilesinden şeyh Ferit (Feyyaz Duman) eski topraklarını geri almak isteyen Bezari kabilesinin dönüşüyle sorunlarla karşı karşıya kalır. Ferit ve ağabeyi Mesut, çatışmayla nasıl başa çıkılacağı konusunda farklı görüşlere sahiptir. Ancak filmde şiddet kaçınılmaz bir kader gibi sunuluyor.

Filmde teröristlerin cirit attığı topraklarda korucu olarak devletine sahip çıkan köylülerin, ayıplarını gizlemek için jandarmaya yalan söylediklerini de görüyoruz. Alper’n önceki filmlerinde olduğu gibi burada da erkeklik krizi ön plandadır. İktidar mücadelesi, kırılgan bir erkeklik algısıyla birleşir. Kadın karakterler ise çoğu zaman çatışmanın ortasında kalmış, ama sezgisel olarak daha berrak bir perspektif sunan figürlerdir. Ancak filmdeki kadınlar pasif, ezilmiş karakterler değildir, gerektiğinde tavır almaktan geri kalmazlar. Kadınlar kavgaya karışırken çocukların da cinayetlere karıştıklarını görürüz. Film kırsal, geniş coğrafyada geçmesine rağmen güçlü bir sıkışmışlık hissi yaratıyor. Geniş planlar karakterlerin yalnızlığını vurguluyor. Sessizlik kullanımı ve diyalogdan çok bakışlara dayalı anlatımıyla, Emin Alper’in sinema dil bilinçli olarak yavaş olduğu söylenebilir. Bu tercihler gerilimi fiziksel çatışmadan çok psikolojik düzeyde kurar.

Filmde ışık kullanımı çoğunlukla doğal ve serttir; dramatik kontrasttan çok gerçekçi bir sertlik tercih edilmiş. Filmdeki toprak mücadelesi aynı zamanda bir kimlik savaşıdır, klan çatışması, ulusal ve ideolojik bölünmeleri ifade eder. Emin Alper ile evvelce “Tepenin Ardı” ve “Kurak Günler”de birlikte çalışan Özcan Vardar’ın Matthieu Laclau ile müştereken yaptıkları kurgu son derece dinamik ve başarılı. Özcan Vardar’ın Eytan İpeker ile “Kurak Günler”deki çalışması ikiliye Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Kurgu Ödülünü getirmişti. Böylece ikili Avrupa Film Akademisi’nin ödüllendirdiği ilk Türk sanatçılar sıfatını kazanmışlardı. Genç Hollandalı bestekar Chistiaan Verbeek’in müzik partisyonu minimaldir; doğa sesleri ve rüzgar önemli bir dramatik araç olarak kullanılıyor. Oyuncu kadrosu için casting kürtçeyi ana lisanları gibi kullanabilen oyunculardan oluşturdu. Başrolde Mesut’u canlandıran Caner Cindoruk, kardeşi Ferit’te Feyyaz Duman, asi ruhlu Yılmaz’da Berkay Ateş teatral performanslarıyla öne çıkıyorlar. Kadın oyuncuların tümü oyuncu kadrosunun başarısına katkıda bulunuyorlar.

Yönetmen / Senaryo :  Emin Alper

Görüntü Yönetmeni :  Ahmet Sesi̇gürgi̇l, Barış Aygen

Kurgu : Özcan Vardar

Müzik : Christiaan Verbeek

Oyuncular : Caner Ci̇ndoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman, Naz Göktan, Özlem Taş, Eren Demi̇r, Seli̇m Akgül, Hichi Demi, Nazmi̇ Karaman

Türkiye – Fransa – Hollanda – Yunanistan – İsveç – Suudi Arabistan Krallığı / Dram / 120 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz